6 Nisan 2018 Cuma

Gerali Türküsü ve Varyantları

GERALI TÜRKÜSÜ ÜSTÜNE
Bu türkü Batı Anadolu‘da eşkıyalık döneminde adı geçen ünlü halk kahramanlarından GERALİ üstüne yakılmış bir türküdür.
Gerali’nin yaşamı hakkında pek fazla şeyler bilinmemesine karşın 18. yüzyılın sonlarında yaşadığı, Ödemiş’in Kaymakçı kasabasının şimdiki Gerali köyünde doğmuş büyümüş olduğu ve Yörük obaları arasında aşiret reisi olarak çok saygın bir yeri bulunduğu saptanmıştır.
Dış görünüş itibariyle oldukça uzun boylu, yağız tenli, ince yapılı, çevik, keskin bakışlı, bir kişiymiş Asıl adının Ali olmasına karsın, halk o’na “atik, cesur, korku bilmez “anlamına gelen “GER”sözcüğünü takmıştır.
TÜRKÜNÜN ÖYKÜSÜ
Gerali’nin yaşadığı devir Osmanlı İmparatorluğunun gerileme dönemine rastladığı zamanlarda Anadolu da deniz ve karayolu ulaşımı üzerinde yabancılara bazı haklar imtiyazlar tanınması yönünden gittikçe bağımsızlık kaybolmaya yüz tutuyor. Padişahlar halkı korku ile sindirmeye çalışıyor. Üstelik yabancıların şımarıklıkları ve göze batan sömürüleri katlanacak bir şey olmaktan çıkıyor.
Her yerde olduğu gibi Aydın ili çevresinde de huzur kalmıyor.İste tam bu sırada Gerali isminde bir yiğit kişi meydana çıkarak bu bozuk düzene karsı bir çare aramaya çalışıyor, düşünüyor, bunun yollarını arıyor, gözüne uyku girmez oluyor, neticede direnişe geçiyor.
Gerali’nin yönetime ve derebeylerine karşı gelişi, halkı uyandırması üzerine kendisine binbesyüz kişi katılıyor, dağlara çekiliyorlar. Artık dağlarda Gerali’nin fermanı yürümeye başlıyor.
Bir yandan çevresindeki imtiyazlı yabancılara kim olduğunu göstermek istiyor. Bu niyetle İzmire gidiyor. Orada BELLOZ adlı Fransız konsolosunun genç ve güzel kızını kaçırıyor, dağdaki çadırına götürüyor, orada kızı ağırlıyor, fakat kıza asla kötülük yapmıyor.
Konsolos Belloz kızının kurtulması için diplomatik yollara başvuruyor bunun üzerine Osmanlı  askerleri silahla Gerali’nin bulunduğu dağlarda çatışmaya giriyor, hayli zorlanıyor, fakat hiç bir netice elde edilemiyor. Bir taraftan da Osmanlı  sarayında Gerali’nin idam hükmü çıkarılıyor. Bütün bu korkutmalar, gözdağı vermeler kızı kurtarmaya yetmeyince hileye başvuruluyor. Eğer Gerali kızı babasına teslim ederse, hakkındaki idam hükmü kaldırılacaktır. Bu karar Gerali’ye iletiliyor. Zira ikiyüzlülük bilmeyen Gerali, bu habere kanarak korumasıyla birlikte kızı alıp İzmir’e götürüyor, babasına teslim ediyor. Fakat o konaktan çıkarken Osmanlı zaptiyeleri tarafından yakalanıp hapsediliyor. Gerali’nin bu iyi niyetine karşı bu tutuklamaya üzülen konsolos O’nun affedilmesi için Fransız hükümeti aracılığı ile girişimde bulunuyor, fakat yarar sağlamıyor, Gerali idam ediliyor.
Bu acı haber en kısa zamanda Batı Anadolu’ya yayılıyor. Onun suçsuz yere idam edilmesinden derin üzüntüye kapılan halk, vicdanında güçlü izler bırakan bu kahraman için ünlü Gerali türküsünü yaratıyor.
SİLİFKE VARYANTI
Bu ezgi Batı Anadoluda halk kahramanı GERALİ için yaratılan bir türkünün, aşiret göçleri nedeniyle Silifke’ye kadar aktarımından başka bir şey değildir. Daha doğrusu bu türkü Anadolu’muzda yaşanan aşiretlik devrinin bir anısı olduğu için, aşiretler bu kahramanlarını her yönüyle kalplerinde yaşatmışlar ve zamanımıza kadar taşıyıp getirmişlerdir. Gerali’nin yaşamında yer alan öyküleri türkü kapsamında yer almıştır.
Örneğin;
1-Gerali yiğittir
2-Gerali iki evlidir
3-Gerali boğaz düşkünüdür
4-Gerali şakacıdır.
Şimdi bu türkünün Silifke yöresinde yaşadığı biçiminden söz edelim: Bu türkü tek kişi tarafından oynanan bir erkek oyunudur, iki zamanlıdır ve iki bolümden oluşmaktadır. Birinci bölüm sırf çalgılarla kırık hava olarak çalınan ve oynanan bölümdür. Bu bölüm yukarıda gösterilen dört konunun hepsinde aynı biçiminde çalınır ve oynanır
1. Biçim
Burada Gerali nin yiğitliğinde söz edilir.
Gerali dedikleri bir ince uşak
Başına şal bağlamış beline kuşak
Arkasına toplanmış bin beş yüz uşak
Dağları bedestan eden aslan Gerali
2. Biçim
Bu bölümde Gerali nin iki evliliği ve boğazına düşkünlüğü esperili bir biçimde konu edilir.
Boz eşşeğime biner karlı dağlar aşarım
Çok canımı  sıkmayın avratlar ikinizi birden boşarım
Yandım iki avradın elinden, Geralim hey
Yoğurt gibi ela gözlüm
Ayran gibi şirin sözlüm
Gel sarılıp yatalım da
Çökelek derisine benzer yüzlüm
Sen sizin evde ben bizim evde
O da yan yana (sırt sırta)
Geralim hey hey
Sonuç:
Gerali bir halk kahramanı olarak çeşitli yönleriyle gün ışığına çıkarılmaya çalışılmıştır. Elbette Gerali hakkındaki bilgilerin tamamı bu demek değildir. Eğer eksikliklerin tamamlanması konusunda yardım edenler olursa  böyle bir kahraman adına gurur duyulur.

//////////////////////////////////////////////
İnternet Ortamından Sağlanan Bilginin Kaynak Kişileri:
Derleyen: Özcan SEYHAN, Mehmet Arslan
Yazan: Vedat Bağcı
* * * * * * * * * * * * * * * * * *
GERALİ TÜRKÜSÜ

İzmir'in içinde midem bulandı
Okundu fermanım kalbim inandı
Behey Kar'osmanoğlu sana kimler yarandı
Gençlik elden gitti diyen Gerali
Gerali'nin boyu serviden uzun
Seyredelim dağları yaz ile güzün
İzmir'in içinde Belloz'un kızın
Sararım kara bağrıma diyen Gerali
Kuyucak pınarı harlayıp akar
Gerali'nin kurşunu dağları yakar
Yığmışlar kumaşı şala kim bakar
Yolları bedesten eden Gerali
Kuyucak'tan çıktım kollarım bağlı
Aydın kasabasında urganım yağlı
Gelmeyin kardeşler çiğerim dağlı
Kıymayın gençliğime dedi Gerail
Fağfuri fincandan içtim şarap
İnerim İzmir'e eylerim harap
Arkadaşımı sorarsan Parmaksız Arap
Yakarım İzmir'i diyen Gerali
Adelle'den çıktım ellerim bağlı
Manisa konağında urganım yağlı
Sana ne ettim a Karaosmanoğlu
Gençlik elden gitti dedi Gerali
İzmir'in içinde midem bulandı
Okundu fermanım kalbim inandı
Behey Kar'osmanoğlu sana kimler yarandı
Gençlik elden giti diyen Gerali
Kova kova beni Adelle'de tuttular
Ak ellerime taş kelepçe taktılar
Omuzumuzu yardılar da mumlar yaktılar
Aldırdın gençliği diyen Gerali
Gerali dedikleri bir kara dana
Çekti bıçağı tüngüdü meydana
Gerali'yi doğuracak binde bir ana
İnersem İzmir'e yakarım dedi Gerali
İndim İzmir'in içine oldu bir oyun
Salhaneye çekildi kurbanlık koyun
Soyun Gerali dedikleri arslan sen soyun
Yakarım gâvur İzmir diyen Gerali
Gerali dedikleri bir ince uşak
Başına şal dolamış beline kuşak
Başına toplamış bin beş yüz uşak
Yakarım gâvur İzmir diyen arslan Gerali
Oturtular beni bir değirmenin bendine
Gerali söyler kendi kendine
Şimdi geldin mi Osmanlı'nın andına
Gençlik elden gitti dedi Gerali
//////////////////////////////////////////////
* Hilmi Yüksel, Demirci Eşkıya Türküleri Hakkında Bir Tetkik,
1943. Sayfa: 92-99, 
** Aydın!Aydın... Kasım 2005, Yıl:2 Sayı:21 Sayfa 6

* * * * * * * * * * * * * * * * * 




  








27 Mart 2018 Salı

Emekçi gözüyle fabrika / Prof. Dr. Cengiz ÇAKIR


Emekçi gözüyle fabrika / Prof. Dr. Cengiz ÇAKIR
(Aydınlık Gazetesi, 13.3.2018)

Çocukluğumun ilkokul yıllarına denk gelen bölümü Ege'de bir kasabada geçti.Tek katlı, iki odalı, kerpiçten yapılma evimizin üzerinde yer aldığı sokak, kasabanın en işlek yeri olan İstasyon Caddesine bağlıydı. Cadde çay boyunca uzanıyordu. Çay kenarına çınar ağaçları dikilmiş ve hayli büyük idiler. Arnavut kaldırımı denen, irice yuvarlak çakıl taşlarından yapılma bir zemini vardı caddenin. At arabalarının tekerleklerini çevreleyen demir çember ve at nalları ritmik sesler ve arada bir kıvılcımlar çıkarırdı.
Caddenin sonunda benim de öğrencisi olduğum Gazi İlkokulu vardı. Okul cümle duvarının sonunda sola yol dönerek Denizli'ye yönelirdi. Birkaç adım sonra, yarıya kadar yere gömülmüş açık renkli ağır bir taş vardı ve üzerinde Denizli 22 km yazılıydı. Bu yolun sağında İstasyon yer alıyordu.
Kasabanın hayatı trenlere göre ayarlanmıştı. Denizli'den İzmir (Basmane)'e giden posta treni 9'da, Afyonkarahisar'dan İzmir Alsancak'a giden ekspres saat 1'de geçerdi. Bir gün önceki trenler geri döner ve ekspres 2,5 'ta posta treni 6'da geçerdi. Tren saatleri öncesinde yolcular, onlara eşlik edenler, seyretmek için gelenler istasyona doğru yürürler su ve gazete satanlar, gevrek, yumurtalı pide, Afyon kaymak şekeri satıcıları olurdu. Tren geçince gelen yolcular ve diğer kalabalık kasabaya doğru yürürler, ağır yükü ve parası olanlar faytona binerek giderlerdi.
İstasyonun hemen arkasında Tariş Pamuk Tarım Satış Kooperatifi'nin depoları ve çırçır fabrikası vardı. Girişte bir kantar, lojmanlar ve iki katlı fabrika binası bulunuyordu. Kış günleri kampanya zamanında annem çırçır fabrikasında çalışıyordu. Babam güçlü kuvvetli bir insandı fabrikanın pamuk çuvallarını ve preselerinin taşınması işinde çalışıyordu.
Kasabanın orta kısmında Atılganların Çırçır Fabrikası vardı. Sonradan İstasyona Dokuzun Çırçır Fabrikası kuruldu. Daha sonra Akseller Çırçır ve İplik Fabrikası kuruldu. Bunlar işi büyüttüler dokuma ve basma ve konfeksiyon işine de girdiler. Hala şıkır şıkır çalışan fabrikalar.
Bu fabrikalar yörede bol miktarda ve kaliteli pamuk yetiştirildiği için kuruldu. Bir çapa bitkisi olan pamuk özellikle çapalanırken ve toplanırken yoğun emek ister. Bu nedenle sabahın erken saatlerinde traktör römorklarına binen işçiler güneş doğunca tarlaya ulaşmış olurlar. Erkenden çalışmaya başlanır. Kuşluk vakti molada bir şeyler yenir. 1 treni düdüğü çalıncaya kadar çalışılır. Yemek ve istirahat süresi 2,5 treni düdüğü çalınca sona erer. Tekrar çalışma başlar akşam saat beş sularında sona ererdi. Yazın tarlalarda kışın fabrikalarda iş bulunurdu. Çalışanlar kimseye muhtaç olmaz, servet sahibi olmasalar da herkes karnını,doyurur temel ihtiyaçları karşılardı.
Önceleri asgari ücret, sigorta filan yoktu. Babam ileri yaşında sigortalı oldu ve 16 yıl çalıştı. En kıdemli işçiydi ama asgari ücretle emekli oldu. Fabrikatörler, çalışkanlığı nedeniyle şahsen hürmet edip “Ali abi” derler ama asla ücretine zam yapmayı düşünmezlerdi. Kardeşim ve ben üniverisitede okurken sendikaya katılmasını, grev yapmalarını filan öğütlerdik. O. ' sizin aklınz ermez' deyip bizi sustururdu.
Önce babam, sonra annem emekli oldular.Tutumlu insanlardı. Her zaman bir kenarda sakladıkları paraları olurdu. Başı sıkışan akraba ve komşular geldiğinde kimse boş dönmezdi.
Annem babamın hasta olduğuna dair haber göndermiş. Eşimle birlikte gittik. Doktora götürdüm. Kanser teşhisini üç kardeş aramızda sır olarak tuttuk. Bir gün babam hasta yatağında yatarken sohbet ediyoruz. Yıllarca çalıştığı fabrikayı kuran aileyi kastederek
Allah razı olsun şu Aksellerden! Onlar bu fabrikayı kurup insanlara iş vermeseler ben şimdi rahat yatağımda ölemezdim!” dedi. İşin ve işyerinin kıymetini en iyi emekçiler bilir! Bizlere en çok emek veren bu emekçinin ölümünun üzerinden yirmi yıl geçti. Işıklar içinde uyusunlar!
Şeker fabrikalarını kapatmaya kalkışanlara da hatırlatmak gerek! Bu yanlışı yaparsanız asla rahat ölemezsiniz! Milyonlarca insanı işsiz bırakanların yatacak yeri olmaz!