Bugünkü
paylaşımım Sarayköy’ün Dailli Mahallesi (köyü) ile ilgili…
(Ben Dailli diyeceğim, köy diyeceğim. Yakayurt demeye, mahalle
demeye alışamadım…) Halk oraya ne zaman yerleşmiş, adı neden
Dailli olmuştur, bilgimiz yok. Dâi, dua eden, duacı anlamındadır.
Tahminim, “dualı” anlamında “Dâili denmiş, sonra insanımız
kelimenin ortasına (-l) harfi eklemiş ve köyün adı Dailli olmuş.
Aşağı Mahalle’deki kahvelerin bulunduğu yeren gelen cadde,
parkın üst yanından ve caminin kenarından geçer. Parkın
bitimine doğru ikiye ayrılır. Sağ taraftan Sakarya İlkokulu’na
doğru gider. Sol taraftan da “Dailli Caddesi” adıyla devam
eder. Şimdilerde Dailli, hâlâ o caddenin adı mı bilmiyorum.
Ancak köyün adı “Yakayurt” olarak değiştirildi.
Yazıma
köyün yeni adını kullanarak devam edeyim. Dailli, ninemin
(anneannemin) köyü. Sarayköy’e yakın, Büyük Menderes’e daha
da yakın. Mezarlığı köy ile ırmak arasındaydı. Taşkınlar ve
su baskınları yüzünden demiryolu kenarından giden asfalt yolun,
köy girişine yakın bir yere nakledildi. Köyün nüfusu şimdilerde
96… Nüfus itibariyle çok az olduğu için, mezarlığı da küçük.
Köy, içinden geçen yolun sağına, soluna kurulmuş. Sağında,
solunda çok kısa birkaç sokak var, o kadar. Köy içindeki tek
caddenin kenarındaki su arkının yanına, yol boyunca dikilen
ağaçlar, zaten bağlık bahçelik bu köyü gözümde çok sevimli
kılmıştır.
Yolun
sonunda, sol tarafta birleştirilmiş beş sınıflı eğitim yapan,
tek öğretmenli bir ilkokulu vardı. 1967-1968, 1968 1969 ders
yıllarında, orada Kumlucalı Memiş ELDÖNMEZ öğretmenlik
yapmıştı. İlköğretim Müfettişi, 1968 baharında dar bölgeli
bir mesleki toplantı tertiplemiş, Memiş öğretmen de bizi
ağırlamıştı. Şunu da ilave edeyim, Memiş Ağabey, aynı
zamanda benim tavla öğretmenimdir, zar tutmasını bana o öğretti.
Allah rahmet eylesin. Okul binasının ayakta kaldığını görünce
sevindim ve fotoğrafını çektim. Kiremidi aktarılıyor olmalıydı,
tavanı sağlamdı. Camları ve giriş kapısının bakımıyla, “20.
yüzyılın bir okul binası” olarak yarına, geleceğe hatıra
kalır.
Yakayurt
denince aklıma hasırcılık, bamye ve nar üretimi gelir. Bereketli
topraklarında pamuk, arpa, buğday, darı vd. yetiştirilirse de bu
üçü –benim gözümde, çocukluğumda- öne çıkardı.
Hasırcılık 20. asırda kaldı…
Yakayurt’a
çocukluğumda, ailecek, tarla arası yollardan yaya olarak çok
gidip geldik. Çünkü orada, ninemin (anneannemin) ablası Dudu
Ninem (Dudu KOÇ) vardı. Rahmetlik, köye gittiğimizde bize büyük
ilgi gösterir, ne yedireceğini şaşırırdı. Dudu Ninem, ilçemize
pazar kurulan cumartesi günlerinde Hasır Pazarı mevkisine gelir,
orada yetiştirdiği ürünleri satardı. Küçük yaşlarda, babamın
pazardan alıverdiği bazı yiyecekleri, küçük bir sepette evimize
taşırdım. Dudu Nine’mi görmek için Hasır Pazarı’ndan
geçerdim. Elini öper, sepeti önüne koyar, “Nine, ye!” derdim.
O, her zaman gülümseyen yüzüyle bakar, başımı okşar, “Oğlum
büyüyünce bana bakacak!” derdi.
Dudu
Ninem ölünce, oğlu Koca Halil (Halil KOÇ) ve onun da oğlu
Süleyman Koç’un misafiri olmaya başladık. Koca Halil de
lâkabına layık bir kişiydi. Çam yarması gibi, vücuduna uygun
iri kemikliydi. Sessizdi, sevgi doluydu. Benim Halil Dedem’di.
Oğluna da “Süleyman Dayı” diye hitap ederdim. Onlar da
ömürlerini tamamlayınca, seyrek de olsa torun Ramazan KOÇ’un
misafiri oluyoruz. Baba - dede ocağını o tüttürüyor, sağ olsun
saygısını, ev sahipliğini gösteriyor.
Yakayurt’ta,
“Köy Arkası” mevkisinde anneme miras iki parça tarla vardı.
Sağlığında annem onları icara verdi. O vefat edince birkaç yıl
tarlalarla ben ilgilendim. Sonra satıldı tabii.
Yakayurt
denince aklıma bir de o köyün yetiştirdiği ilkokul öğretmeni
Ahmet ÜNAL Ağabey gelir. Gazi İlkokulu’nda, 1975-1976 ders
yılında birlikte görev yaptık. Köyünde, son uykusunda. Allah
rahmet eylesin. Bu köyün bir diğer Ahmet ÜNAL’ı da Söke’de
yaşamakta. Şiir kitapları var, amatör olarak resim sanatıyla da
uğraşıyor.
Şunu
da ilave edeyim, Dailli, Millî Mücadele’nin önemli
köylerindendir. Askeri birliklerimiz orada mevzilenmiş, Sarayköy’e
kalkan olmuştur. Ninem rahmetlik, Yunan askerlerinin içme suyu
doldurmak için Menderes’e giden kadın ve kızların testilerini
kurşunlayıp kırdıklarını, sonra da kahkahalarla güldüklerini
anlatmıştı. Annem de birinin adı Süleyman olan iki dayısının
Çanakkale şehidi olduğunu söylemişti.
Çocukluğumda
cıvıl cıvıl bir köydü Dailli. Kahvehanesi vardı, bakkalı
vardı… Çocukluğumdaki Dailli’yi özlüyorum…
* * * * * * * * * * *
(Köy
fotoğrafı: Ramazan KOÇ)
Kaynak:
Hasan Kallimci - “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” FACEBOOK GURUBU