15 Temmuz 2022 Cuma

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan TOPAÇ ( FIRILDAK ) / Mehmet Çevik

 


1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan TOPAÇ ( FIRILDAK ) / Mehmet Çevik

TOPAÇ YA DA FIRILDAK OYUNU

Topaç, çoğunlukla köşeleri yuvarlatılmış armut şeklinde, sivri ucu üzerinde ve dikey bir eksen etrafında dönen oyuncak. Çalışma prensibi ve fiziksel özellikleri koniye benzer. Dönen bir topaca hafifçe vurulursa eğimli bir şekilde daireler çizmeye başlar. Bir topaç eğimli halde döndürülürse kısa süre sonra dik duruma gelir ve sürtünme nedeniyle durana kadar döner.
Bazı topaçlar bir ip (kamçı) vasıtasıyla döndürülürler. Kamçılı topaçların dönme süresi, kamçılamak suretiyle uzatılır. Bazı topaçların tepesinde (koninin tabanında) tutmaya yarayan bir parça bulunur ve bunun parmaklar vasıtasıyla burulması suretiyle döndürülürler. Bazılarında yaylı veya vakumlu mekanizmalar bulunur ve bunların sayesinde ilk dönü verilir.

ÇOK DEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM,
UMARIM SİZLERE İYİ VAKİT GEÇİRTTİM. YALNIZ BU OYUNLARIN HER YERDE, HATTA MAHALLELERDE BİLE DEĞİŞİK VERSİYONU OLDUĞUNDAN HEPSİNİ ANLATIRSAK, SAYFALAR YETMEZ. AYRICA, SİZ DEĞİŞİK VERSİYONUNU OYNAMIŞ OLABİLİRSİNİZ. BUNLAR BENİM BİLDİKLERİM. LÜTFEN BENİ TEKZİP ETMEYİNİZ. BİLDİKLERİNİZ VARSA SİZ DE YAZINIZ. ARTI, BUNLARI BEN, GELECEK NESİLLERE ÖĞRETMEK İÇİN DE YAZDIM. ANLAYIŞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM EFENDİM.

MEHMET ÇEVİK
ULUSLARARASI TUR REHBERİ
İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

* * * * * * *

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan UZUN EŞEK OYUNU / Mehmet Çevik

 

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan UZUN EŞEK OYUNU / Mehmet Çevik

UZUN EŞŞEK OYUNU

Kültürümüzün bir parçası olan uzun eşek biraz riskli olmasına rağmen çok sevilen ve oynanan bir oyundur.
En az 4 er kişiden oluşan iki takım ve bir yastığa ihtiyaç vardır. Oyuncu üst sınırı 20-30 a kadar çıkarılabilir. Yastık sırtını bir duvar ya da ağaç gibi sağlam bir yere yaslar. Yastık aynı zamanda hakemlik de yapar. Takım oyuncularının bir tanesi başını yastığın bacakları arasına sokar omuzlarını ise yastığın bacaklarına yaslar. Takım oyuncuları bu oyuncunun arkasına geçerek sırasıyla başlarını takım arkadaşlarının bacakları arasına sokar ve elleri ile arkadaşlarının bacaklarını tutarak sağlam bir eşek oluşturmaya çalışırlar. Amaç eşeğin sağlam olması ve çökmemesidir. Eşek çöktüğü zaman yine eşek olacaklardır ve eşeklikten kurtulmak için eşeğin çökmemesi ve sırtlarındaki arkadaşlarının sorularını doğru cevaplamaları gerekir.
Eşek olan takımın üzerine diğer takım uzaktan koşarak hızlıca atlayabildiği en ileriye atlamak sureti ile son oyuncu atlayıncaya kadar hepsi eşeğin üzerine atlar. Eşeği üzerine atlayan takım oyuncuları eşeği çökertmek için aynı oyuncunun üzerine atlayabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken eşeği sağlam kurmak ve zayıf oyuncuları yükün az olacağı yerlere yerleştirmektir. Atlayan takım ise atladıktan sonra eşek sırtında sürtünerek ileri gidemez hareket edemez, bacaklarını dolayamaz ayaklarını yere değdiremez. Eşek çökmedikçe eşek üzerinden düşmemelidir. Düşerse, ayak yere değerse, eşek üzerinde ilerleme olursa ki takım kural ihlalinden dolayı yer değiştirir.
Bütün oyuncular eşeğin üzerine atladıktan sonra 10 a kadar sayılır üstteki oyunculardan biri elini açar ya da yumruk yaparak kaşık mı yumruk mu diye sorar. Eşeğin en arkasındaki oyuncu cevaplar. Soru doğru cevaplanırsa eşek yer değiştirir. Soru bilinmezse eşek eşek olarak kalmaya devam eder. Bazı bölgelerde parmakla bir yada iki gösterilerek tek mi çift mi diye de sorulur. Güneşli havalarda elimizin gölgesine dikkat edilmelidir. Seyirci çok ise kopya verme olayları çok olabilir. Atlayan takımın sorusunun cevabını parmakla gösterdiğinden eşeğin doğru cevaplayıp cevaplayamadığını Yastık olan hakem tanıklık eder ve doğru cevaplayıp cevaplayamadıklarını söyler.

ÇOK DEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM,
UMARIM SİZLERE İYİ VAKİT GEÇİRTTİM. YALNIZ BU OYUNLARIN HER YERDE, HATTA MAHALLELERDE BİLE DEĞİŞİK VERSİYONU OLDUĞUNDAN HEPSİNİ ANLATIRSAK, SAYFALAR YETMEZ. AYRICA, SİZ DEĞİŞİK VERSİYONUNU OYNAMIŞ OLABİLİRSİNİZ. BUNLAR BENİM BİLDİKLERİM. LÜTFEN BENİ TEKZİP ETMEYİNİZ. BİLDİKLERİNİZ VARSA SİZ DE YAZINIZ. ARTI, BUNLARI BEN, GELECEK NESİLLERE ÖĞRETMEK İÇİN DE YAZDIM. ANLAYIŞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM EFENDİM.

MEHMET ÇEVİK
ULUSLARARASI TUR REHBERİ
İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

* * * * * * *

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan İP ATLAMA / Mehmet Çevik

 

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan İP ATLAMA / Mehmet Çevik

İP ATLAMA OYUNU

Ufak bir alanda oyun olanağı sağladığı için, ip atlama oyunu kent yaşamındaki sokak oyunlarının başında gelir. İp atlama, akla gelebilecek her yerde oynanabilir. Ondokuzuncu yüzyılda İngiliz oyunlarıyla ilgili bir kitapta, yazar oyunun kırsal yörelerde oynanışıyla ilgili şu ilginç gözlemi yazıyor: Şerbetçiotu mevsiminde, yaprakları sıyrılmış şerbetçiotu kökü ip yerine kullanılır ve bana sorarsanız, bu, ipe oranla daha da iyidir.”
İp atlama oyunu bir, iki ya da daha çok çocuğun birlikte oynayabilecekleri bir oyundur. Tek başına oynayan oyuncu, ipi iki ucunu birer eline alır. İpi arkasına atar. İp ayak bileklerine değecek biçimde durunca, ipi öne çevirerek başının üzerinden geçirir ve ip ayağına doğru inerken üstünden atlar. Bu atlayış adım atar gibi, tek ayak üzerinde veya iki ayakla sıçrayarak olabilir. Oyuncu, hızını giderek ârttıra arttıra bu hareketleri yineler. Ayağı ipe dolanmadan kaç kez atlayacağını saptamak için bir mani ya da şarkı söyleyebilir. Yörelere göre değişiklikler gösteren yaygın ip atlama dizelerınden biri şöyledir:
Bir-iki, papucun teki
Üç-dört, kapıyı ört
Beş-altı, sopayı aldı
Yedi-sekiz, kabardı deniz
Dokuz-on, çık şu dala kon.
İki oyuncu, birer elleriyle ipin birer ucundan tutarak yanyana atlayabilir. İpin bir ucu bir direğe ya da merdiven trabzanına veya bahçe parmaklığına bağlanır. Oyunculardan biri ipin öteki ucundan tutup çevirirken, ikinci oyuncu atlar. Birinci oyuncunun ayağı takılıp yanınca, ipi o çevirir, öteki oyuncu atlamaya başlar. Kalabalık bir grup oynarken, ipi iki çocuk tutar, ötekiler sırayla ve atlama hızını bozmadan atlarlar.
Grupla oynanabilecek çeşitli ip atlama oyunları vardır. Bunlardan çok yaygın olan birkaçı aşağıda anlatılıyor.

ÖNDEKİNİ İZLE: 

İki çocuk ipi sallar, öteki oyuncular, ipin önünde sıra olurlar. En öndeki oyuncu ipe girer, atlarken bir mani söyler ve çıkar. Arkadan gelen ip atlarken, öndekinin söylediklerini aynen yineler. Bu böylece sonuna kadar gider. Bunu yapmayan oyuncu yanar ve ip sallamaya başlar, ipi tutan onun yerine girer.
* * * * * * * * * *

SIRALAMA: 

İki oyuncu ipi sallar, ötekiler sırayla ipe girer birer kez atlayıp çıkarlar. İkinci dönüşte herkes ikişer kez atlar. Bu böyle sayıları arttırarak sürer. İlk yanan iki kişi, ipi sallamaya başlar. Son kalan kazanır.
* * * * * * * * * * * * * * *

KAYIK SALLAMA: 

İp tam daire olarak çevrilmez. İpi sallayan oyuncular, ipi yere değdirerek iki yana sallarlar. Oyuncular ipe girip bir ya da daha çok atlayıp çıkarlar. Sıradaki bütün oyuncular atladıktan sonra, ip biraz yükseltilir ve oyun yinelenir. Geriye tek oyuncu kalıncaya kadar, ipin yüksekliği arttırılır.
* * * * * * * * * *

SAAT OYUNU: 

Oyunculardan biri, yerde saat yelkovanı gibi uzatılmış duran uzun ipin bir ucunu tutar. Saatleri simgeleyen 12 oyuncu onun çevresinde halka olurlar. Bu halka, ipin uzunluğu kadardır. Ortadaki oyuncu, ipi daire biçiminde çevirmeye başlar, ipin yaklaştığı oyuncu sırayla üzerinden atlar, ipe değen veya ipin yürümesini engelleyen yanar. Son kalan oyunu kazanır.
* * * * * * * * * * 

ÇİN İP TEKMELEME OYUNU: 

İngiliz çocuklarının çok sevdiği, deniz gelgiti oyununun
bir başka türüdür. İki çocuk, ipi belleri hizasında gergin olarak tutarlar. Öteki çocuklar sırayla ipi önce öne sonra arkaya tekmeler. İki kez ipi tekmeleyen oyuncu olursa, ip yükselir. İpe vuramayan oyundan atılır. Son kalan kazanır.

ÇOK DEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM,
UMARIM SİZLERE İYİ VAKİT GEÇİRTTİM. YALNIZ BU OYUNLARIN HER YERDE, HATTA MAHALLELERDE BİLE DEĞİŞİK VERSİYONU OLDUĞUNDAN HEPSİNİ ANLATIRSAK, SAYFALAR YETMEZ. AYRICA, SİZ DEĞİŞİK VERSİYONUNU OYNAMIŞ OLABİLİRSİNİZ. BUNLAR BENİM BİLDİKLERİM. LÜTFEN BENİ TEKZİP ETMEYİNİZ. BİLDİKLERİNİZ VARSA SİZ DE YAZINIZ. ARTI, BUNLARI BEN, GELECEK NESİLLERE ÖĞRETMEK İÇİN DE YAZDIM. ANLAYIŞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM EFENDİM.

MEHMET ÇEVİK
ULUSLARARASI TUR REHBERİ
İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

* * * * * * *

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan YAKAR TOP / Mehmet Çevik

 

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan YAKAR TOP / Mehmet Çevik

YAKAR TOP OYUNU

Bu oyun hız, isabet ve esneklik ister. Kızlı-erkekli gruplarla oynandığında ve gruplar adaletli bir şekilde yapıldığında dünyanın en zevkli oyunlarından biri haline gelir. Oyuncular yakan top oynarken iki gruba ayrılır. İlk grup 6 – 7 metrelik bir alana karşılıklı olarak yerleşir, diğer grubun amacı ise ilk grubun ortasında çılgınlar gibi oradan oraya koşmak ve vurulmamaktır. Birinci gruba X, diğerine Y dersek durum şöyledir: Topla oynayan ekip, yani X, değişik stratejiler kullanarak Y’yi vurmak ve oyun dışına çıkarmak ister. Y’nin amacı ise vurulmamak ya da kendilerine atılan topu yakalamaktır. Y ekibinden biri topu yakaladığında “can alır”, bunun anlamı, o oyuncunun vurulsa bile oyundan çıkmayacağıdır (Aldığı can kadar vurulma hakkı vardır). “Can alma meselesi yüzünden yakan topun en favori atışı basketbolda“bounce pas” olarak anılandır.X grubu bütün Y’leri oyun dışında bıraktığında roller değişir ve X Y’nin, YX’in yerine geçer.

ÇOK DEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM,
UMARIM SİZLERE İYİ VAKİT GEÇİRTTİM. YALNIZ BU OYUNLARIN HER YERDE, HATTA MAHALLELERDE BİLE DEĞİŞİK VERSİYONU OLDUĞUNDAN HEPSİNİ ANLATIRSAK, SAYFALAR YETMEZ. AYRICA, SİZ DEĞİŞİK VERSİYONUNU OYNAMIŞ OLABİLİRSİNİZ. BUNLAR BENİM BİLDİKLERİM. LÜTFEN BENİ TEKZİP ETMEYİNİZ. BİLDİKLERİNİZ VARSA SİZ DE YAZINIZ. ARTI, BUNLARI BEN, GELECEK NESİLLERE ÖĞRETMEK İÇİN DE YAZDIM. ANLAYIŞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM EFENDİM.

MEHMET ÇEVİK
ULUSLARARASI TUR REHBERİ
İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

* * * * * * *

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan KÖR EBE / Mehmet Çevik


1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan KÖR EBE / Mehmet Çevik

KÖREBE OYUNU

10-12 çocukla oynanır. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Oyun adınıebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. Türkü söyler döner“Bil bakalım biz kimiz? Elindeki değnekle. Göster bizi körebe” Sözlerini yinelerken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır.

ÇOK DEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM,
UMARIM SİZLERE İYİ VAKİT GEÇİRTTİM. YALNIZ BU OYUNLARIN HER YERDE, HATTA MAHALLELERDE BİLE DEĞİŞİK VERSİYONU OLDUĞUNDAN HEPSİNİ ANLATIRSAK, SAYFALAR YETMEZ. AYRICA, SİZ DEĞİŞİK VERSİYONUNU OYNAMIŞ OLABİLİRSİNİZ. BUNLAR BENİM BİLDİKLERİM. LÜTFEN BENİ TEKZİP ETMEYİNİZ. BİLDİKLERİNİZ VARSA SİZ DE YAZINIZ. ARTI, BUNLARI BEN, GELECEK NESİLLERE ÖĞRETMEK İÇİN DE YAZDIM. ANLAYIŞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM EFENDİM.

MEHMET ÇEVİK
ULUSLARARASI TUR REHBERİ
İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

* * * * * * *

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan BİRDİR BİR OYUNU / MEHMET ÇEVİK

 

1960' lı yıllarda çocukluk oyunlarımızdan BİRDİR BİR OYUNU / MEHMET ÇEVİK

BİRDİR BİR OYUNU

Oyun, en az 10 kişi ile oynanır. Oyuna başlamadan önce çocuklar veya gençler aralarında birini "ebe" seçerler. Önce, oyunda ebenin duracağı yer belirlenir. Sonra, ebenin haricindeki 9 kişi, ebeden en az 20-25 adım ötede duracakları yer belirlenir ve hepsi 3-4 adım aralıklarla dizilerek bir hat teşkil ederler. Ebe eğilip belini kamburlaştırır, atlama yapacak 9 çocuk veya genç bu kelimenin kendi numarasına ait kısmını tam ebenin üzerinden atlarken söyler, devam ederek diğerlerinin üzerinden de atlar, en sona geldiğinde kendisi de eğilir. Tekerleme şöyledir: Birinci sıradaki ebenin üzerinden "birdirbir" deyip atlar ve 3-4 adım ileride o da eğilerek sırtını kamburlaştırır. Ardından ikinci sıradaki koşarak ebenin üzerinden "ikidiriki, tilkinin dili" deyip atladıktan sonra devam edip diğerin üzerinden de atlar ve en sona geldiğinde o da eğilir. Devamında sırayla 3.'cüsü "üçtürüç, yapması güç", 4.'cüsü "dörttürdört, eteğini ört", 5.'si "beştir fes", 6.'sı "altıdıraltı, yaptım kahvaltı", 7.'si "yedidiryedi, yemeğimi yedi", 8.'si "sekizim seksek, yere düşen eşşek", en son 9.'su, "dokuzum durak, nerde oturak?" diyerek ebenin üzerinden arkasından da diğerlerinin üzerinden atlar. Bu durum birisinin atlayamamasına kadar devam eder. Atlayamayıp düşen ebe seçilir. Ebe, ebelikten kurtulmaya çalışır. Bunun için yüksek eğilerek ve arkadaşları üzerinden atlarken biraz daha yükselip onlardan birinin atlayamamasını bekler.

ÇOK DEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM,
UMARIM SİZLERE İYİ VAKİT GEÇİRTTİM. YALNIZ BU OYUNLARIN HER YERDE, HATTA MAHALLELERDE BİLE DEĞİŞİK VERSİYONU OLDUĞUNDAN HEPSİNİ ANLATIRSAK, SAYFALAR YETMEZ. AYRICA, SİZ DEĞİŞİK VERSİYONUNU OYNAMIŞ OLABİLİRSİNİZ. BUNLAR BENİM BİLDİKLERİM. LÜTFEN BENİ TEKZİP ETMEYİNİZ. BİLDİKLERİNİZ VARSA SİZ DE YAZINIZ. ARTI, BUNLARI BEN, GELECEK NESİLLERE ÖĞRETMEK İÇİN DE YAZDIM. ANLAYIŞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM EFENDİM.

MEHMET ÇEVİK
ULUSLARARASI TUR REHBERİ
İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

* * * * * * *

16 Mart 2022 Çarşamba

YAKAYURT (DAİLLİ) / Hasan Kallimci



YAKAYURT (DAİLLİ)/ Hasan Kallimci

Bugünkü paylaşımım Sarayköy’ün Dailli Mahallesi (köyü) ile ilgili… (Ben Dailli diyeceğim, köy diyeceğim. Yakayurt demeye, mahalle demeye alışamadım…) Halk oraya ne zaman yerleşmiş, adı neden Dailli olmuştur, bilgimiz yok. Dâi, dua eden, duacı anlamındadır. Tahminim, “dualı” anlamında “Dâili denmiş, sonra insanımız kelimenin ortasına (-l) harfi eklemiş ve köyün adı Dailli olmuş. Aşağı Mahalle’deki kahvelerin bulunduğu yeren gelen cadde, parkın üst yanından ve caminin kenarından geçer. Parkın bitimine doğru ikiye ayrılır. Sağ taraftan Sakarya İlkokulu’na doğru gider. Sol taraftan da “Dailli Caddesi” adıyla devam eder. Şimdilerde Dailli, hâlâ o caddenin adı mı bilmiyorum. Ancak köyün adı “Yakayurt” olarak değiştirildi.

Yazıma köyün yeni adını kullanarak devam edeyim. Dailli, ninemin (anneannemin) köyü. Sarayköy’e yakın, Büyük Menderes’e daha da yakın. Mezarlığı köy ile ırmak arasındaydı. Taşkınlar ve su baskınları yüzünden demiryolu kenarından giden asfalt yolun, köy girişine yakın bir yere nakledildi. Köyün nüfusu şimdilerde 96… Nüfus itibariyle çok az olduğu için, mezarlığı da küçük. Köy, içinden geçen yolun sağına, soluna kurulmuş. Sağında, solunda çok kısa birkaç sokak var, o kadar. Köy içindeki tek caddenin kenarındaki su arkının yanına, yol boyunca dikilen ağaçlar, zaten bağlık bahçelik bu köyü gözümde çok sevimli kılmıştır.

Yolun sonunda, sol tarafta birleştirilmiş beş sınıflı eğitim yapan, tek öğretmenli bir ilkokulu vardı. 1967-1968, 1968 1969 ders yıllarında, orada Kumlucalı Memiş ELDÖNMEZ öğretmenlik yapmıştı. İlköğretim Müfettişi, 1968 baharında dar bölgeli bir mesleki toplantı tertiplemiş, Memiş öğretmen de bizi ağırlamıştı. Şunu da ilave edeyim, Memiş Ağabey, aynı zamanda benim tavla öğretmenimdir, zar tutmasını bana o öğretti. Allah rahmet eylesin. Okul binasının ayakta kaldığını görünce sevindim ve fotoğrafını çektim. Kiremidi aktarılıyor olmalıydı, tavanı sağlamdı. Camları ve giriş kapısının bakımıyla, “20. yüzyılın bir okul binası” olarak yarına, geleceğe hatıra kalır.

Yakayurt denince aklıma hasırcılık, bamye ve nar üretimi gelir. Bereketli topraklarında pamuk, arpa, buğday, darı vd. yetiştirilirse de bu üçü –benim gözümde, çocukluğumda- öne çıkardı. Hasırcılık 20. asırda kaldı…

Yakayurt’a çocukluğumda, ailecek, tarla arası yollardan yaya olarak çok gidip geldik. Çünkü orada, ninemin (anneannemin) ablası Dudu Ninem (Dudu KOÇ) vardı. Rahmetlik, köye gittiğimizde bize büyük ilgi gösterir, ne yedireceğini şaşırırdı. Dudu Ninem, ilçemize pazar kurulan cumartesi günlerinde Hasır Pazarı mevkisine gelir, orada yetiştirdiği ürünleri satardı. Küçük yaşlarda, babamın pazardan alıverdiği bazı yiyecekleri, küçük bir sepette evimize taşırdım. Dudu Nine’mi görmek için Hasır Pazarı’ndan geçerdim. Elini öper, sepeti önüne koyar, “Nine, ye!” derdim. O, her zaman gülümseyen yüzüyle bakar, başımı okşar, “Oğlum büyüyünce bana bakacak!” derdi.

Dudu Ninem ölünce, oğlu Koca Halil (Halil KOÇ) ve onun da oğlu Süleyman Koç’un misafiri olmaya başladık. Koca Halil de lâkabına layık bir kişiydi. Çam yarması gibi, vücuduna uygun iri kemikliydi. Sessizdi, sevgi doluydu. Benim Halil Dedem’di. Oğluna da “Süleyman Dayı” diye hitap ederdim. Onlar da ömürlerini tamamlayınca, seyrek de olsa torun Ramazan KOÇ’un misafiri oluyoruz. Baba - dede ocağını o tüttürüyor, sağ olsun saygısını, ev sahipliğini gösteriyor.

Yakayurt’ta, “Köy Arkası” mevkisinde anneme miras iki parça tarla vardı. Sağlığında annem onları icara verdi. O vefat edince birkaç yıl tarlalarla ben ilgilendim. Sonra satıldı tabii.

Yakayurt denince aklıma bir de o köyün yetiştirdiği ilkokul öğretmeni Ahmet ÜNAL Ağabey gelir. Gazi İlkokulu’nda, 1975-1976 ders yılında birlikte görev yaptık. Köyünde, son uykusunda. Allah rahmet eylesin. Bu köyün bir diğer Ahmet ÜNAL’ı da Söke’de yaşamakta. Şiir kitapları var, amatör olarak resim sanatıyla da uğraşıyor.

Şunu da ilave edeyim, Dailli, Millî Mücadele’nin önemli köylerindendir. Askeri birliklerimiz orada mevzilenmiş, Sarayköy’e kalkan olmuştur. Ninem rahmetlik, Yunan askerlerinin içme suyu doldurmak için Menderes’e giden kadın ve kızların testilerini kurşunlayıp kırdıklarını, sonra da kahkahalarla güldüklerini anlatmıştı. Annem de birinin adı Süleyman olan iki dayısının Çanakkale şehidi olduğunu söylemişti.

Çocukluğumda cıvıl cıvıl bir köydü Dailli. Kahvehanesi vardı, bakkalı vardı… Çocukluğumdaki Dailli’yi özlüyorum…

* * * * * * * * * * * 

(Köy fotoğrafı: Ramazan KOÇ)

Kaynak: Hasan Kallimci - “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” FACEBOOK GURUBU