24 Kasım 2009 Salı

Sarayköy Anıları - 10 / İbrahim Helvacı - Galip Haznedar Hoca Anısına

Sarayköy Anıları - 10 /  İbrahim Helvacı - 
Galip Haznedar Hoca Anısına

İbrahim Helvacı Arkadaş dedi ki...

 Örnek bir Cumhuriyet ve Atatürk öğretmeni olan Galip Haznedar'ın Sarayköy tarihi içinde çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. O yıllarda Sarayköy'de 'Galip Bey' denildiği zaman herkes 'Öğretmen Galip Haznedar'dan söz edildiğini hemen anlardı.…….Değerli Kardeşim, 1957–1960 yılları arasında okuyup mezun olduğum 24 Mayıs İlkokulunda benim de öğretmenim olan merhum Galip Haznedar’ın buraya bugün eklediğiniz fotoğrafı beni çok duygulandırdı; sonsuz teşekkürler.

Bu fotoğrafı birkaç ay önce Facebook'taki DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER sitesinde görmüş ve halen Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapmakta olan oğlu, değerli bilim adamı ve değerli dost Prof.Dr. Rauf Haznedar'a da iletmiştim.

Bugün eklediğiniz fotoğrafta Galip Bey'in önünde, benden sonraki öğrencilerinden Sarayköylü 2 değerli kardeşimizi görüyoruz:(eğer yanılmıyorsam), Avukat Niyazi Oğuzlar ve İnşaat Mühendisi meslektaşım Ayhan Fenli.

Örnek bir Cumhuriyet ve Atatürk öğretmeni olan Galip Haznedar'ın Sarayköy tarihi içinde çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. O yıllarda Sarayköy'de 'Galip Bey' denildiği zaman herkes 'Öğretmen Galip Haznedar'dan söz edildiğini hemen anlardı. Çünkü O, 43 yıllık aktif öğretmenlik hayatının 1935–1966 yılları arasındaki 31 yıllık bölümünü Sarayköylülerin temel eğitimine adamıştı. Emeklilik hakkını çoktan kazanmış olmasına rağmen hayatının sonuna kadar aktif olarak öğretmenlik yapmaya devam etmiş; 24 Mayıs İlkokulunda görevine devam etmekte iken 1966 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Sarayköy tarihinde Sarayköylülere bu kadar uzun süre hizmet etmiş başka bir kamu görevlisinin daha bulunduğunu hiç sanmıyorum. Bu bakımdan, DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER sitesinde yer alan öğrencilerinin Galip Bey hakkında bildikleri, 
hatırladıkları ve/veya anne, baba ve akrabalarından duydukları anıları yazsalar ne güzel olur? Bu cümleden olmak üzere, önceki yıllarda yazıp bilgisayarıma kaydettiğim Galip Bey'le ilgili bazı notlarımı ve anılarımı önümüzdeki günlerde yeniden düzenleyip size ileteceğim.

Bu vesile ile 2009 yılı 24 Mayıs kutlamaları kapsamında "ÖĞRETMEN GALİP HAZNEDAR" parkını açarak Sarayköylüler adına bir değerbilirlik örneği gösteren Sarayköy Belediye Başkanı Sayın Orhan Karaköse'ye de teşekkürlerimi sunarım.
Ayrıca, değerli kardeşim Prof.Dr. Rauf Haznedar'ın bana hediye ettiği ve benim için çok kıymetli olan bir fotoğrafı da size iletiyorum. Galip Bey'in bu portresi,1964 yılının yaz aylarında oğlu Rauf ile gezmek için gittiği İstanbul'un Sultanahmet meydanında çekilmiştir.
Öğretmenime tüm Sarayköylüler adına rahmet diliyorum; ışıklar içinde yatsın.

Dostluk ve esenlik dileklerimle..

21 Kasım 2009 Cumartesi

Sarayköy Anıları - 9 / İbrahim Helvacı


Sarayköy Anıları - 9 / İbrahim Helvacı

"Sarayköy Orta Okulu 1960'lı Yıllar"
Yukarıki blog sayfasına ilişkin İbrahim Helvacı Arkadaşın paylaşımlarını ilişikte sunuyorum. Katkıları için çok teşekkürler.
Atila Girgin

İbrahim Helvacı Dedi ki:
Ben de 1960–1963 yılları arasında Sarayköy Ortaokulunda okudum. Mustafa Aytekin ve Erol Kudal hocalarımızın Sarayköy Ortaokuluna geldiği tarihler konusunda bir yanılgı var. Ben ortaokula başladığım yıl (1960) Türkçe hocamız Nizamettin Yıldırım idi. Öğrenim yılı başladıktan çok kısa bir sure sonra Erol Kudal hocamız Nizamettin hoca ile yer değişimi (becayiş) yaparak Sarayköy Ortaokuluna geldi. Mustafa Aytekin hocamız Erol Bey'den daha sonra Sarayköy Ortaokuluna gelmiştir. Erol hocamız halen Ankara'da yaşamaktadır. Tüm öğretmenlerimi
saygıyla anarken hayatta olanlara sağlık içinde uzun ömürler; başta ilkokul 
öğretmenim Galip Haznedar olmak üzere sonsuzluğa göçmüş olan tüm öğretmenlerime de Allah'tan rahmet dilerim.
Resimde o dönemin Sarayköy Kaymakamı, Ortaokul Müdürü, Sağlık Memuru ve İş Bankası Müdürünün yanı sıra benim bazı sınıf arkadaşlarım da var. Bu nedenle bu fotoğraf bir okul gezisinde değil Sarayköy’deki bir etkinlikte 1962 veya 1963 yılında çekilmiş olmalı. Ayaktakiler (soldan itibaren): Erdoğan Horzum(kasketli) Ahmet Kumyol, Süleyman Uzman, Sağlık Memuru Ali Vural(arkada), İş Bankası Müdürü Muzaffer Anıl, Ahmet Nazif Özalp(arkada kafası görünen), Md. Yrd. Mustafa Aytekin, Salih Bayrakçı(arkada kafası görünen),(?),Kaymakam Saffet Kibar Bekaroglu ve Ortaokul Müdürü Sakıp Özbek,(?).
Oturanlar (soldan itibaren):
Edip Kuyumcu, Birol Menteşe, Yaşar Kabakçı, Öğretmen Hüseyin Girgin, Gazi İlkokulu Müdürü Ahmet Küçük, (?), (?), (?).
İbrahim Helvacı
İbrahim dedi ki...
Resim–3 için yaptığım sıralamada bazı hatalar yaptığımı fark ettim. Mademki Sarayköy tarihine kayıt düşüyoruz, bu hatayı düzeltmek gerek.
Ayaktakiler (soldan itibaren): Erdoğan Horzum(kasketli) Ahmet Kumyol, Süleyman Uzman, Sağlık Memuru Ali Vural(arkada), İş Bankası Müdürü Muzaffer Anıl, Ahmet Nazif Özalp(arkada kafası görünen), (?), Salih Bayrakçı(arkada kafası görünen), Md. Yrd. Mustafa Aytekin, ,(?), Kaymakam Saffet Kibar Bekaroglu, Ortaokul Müdürü Sakıp Özbek,(?).
Oturanlar (soldan itibaren):
(?), Edip Kuyumcu, Birol Menteşe, Yaşar Kabakçı, Öğretmen Hüseyin Girgin, Gazi İlkokulu Müdürü Ahmet Küçük, (?), (?), (?).
Not: (?) ile işaretlediklerim hatırlayamadıklarımdır.
İbrahim Helvacı

20 Kasım 2009 Cuma

Sarayköy Anıları - 8 / İbrahim Helvacı


Sarayköy Anıları - 8 / İbrahim Helvacı

Sevgili dosttan belgesel nitelikte önemli bilgiler. Sarayköyün geçmişine yönelik bilgi dağarcığınıza önemli bir katkı diye düşünüyorum.
Dostluk ve esenlik dileklerimle.

Değerli Kardeşim,
Sarayköy tarihi açısından önemli bulduğum bir fotoğrafı ekte gönderiyorum. Bu fotoğraf, 1950'li yılların ilk yarısında Sarayköy Pamuklu Sanayi A.Ş. olarak umutla başlayıp 1980'li yılların ortalarında sahip ve isim değiştirerek hüzünle sonuçlanan süreçten bir kesiti göstemektedir.

1950'li yılların ilk yarısında Sarayköy halkının irili ufaklı birikimleri ile Sarayköy Pamuklu Sanayi A.Ş. kurulmuştur. Kuruluşun hemen sonrasında bugünkü Menderes Tekstilin bulunduğu arazi satın alınmış; 1957 yılına kadar tekstil fabrikasını oluşturan teknik binalarla idari binalar, lojmanlar ve bunlara ait altyapı inşaatları tamamlanmıştır.

Tekstil makineleri için İtalyanlarla 1957 yılında döviz cinsinden borçlanarak sözleşme imzalanmıştır. 'Hersey yolunda gidiyor' derken, bu sözleşme imzalandıktan çok kısa bir sure sonra Türkiye’nin ekonomik tarihinde o güne kadar görülmemiş büyüklükte bir devalüasyon ilan edilmiş, 1 Amerikan Doları 2,82 TL'den 9,00 TL'ye çıkmıştır. Böylece İtalya’ya olan borcu bir anda 3 katına yükselen Sarayköy Pamuklu Sanayi A.Ş, o günün şartlarında sozkonusu borcu ödeyecek sermaye yapısına ve gücüne sahip olmadığı için kilitlenmiş; o güne kadar yapılan yatırımlar da kullanılamaz duruma gelmiştir.
Sözkonusu fabrikayı çalışır duruma getirebilmek gayretleri kapsamında olmak üzere dönemin önde gelen Sarayköylülerinden bazıları o yıllar içinde defalarca Ankara'ya giderek ilgili bakanlar ve bürokratlarla pek çok görüşme yapmışlar ve soruna çare aramışlardır.
İşte ekteki fotoğraf, en üst düzeyde yapılmış böylesine bir ziyaretin anısıdır.
1964 yılında Ankara’daki Başbakanlık makamında çekilmiş olan bu fotoğrafta görünenler (soldan itibaren):
— Fikret Tokat (Başbakanlık Basın Sözcüsü, Sarayköylü, Muhlis Tokat’ın amcasının oğlu),
— Hudai Oral (Denizli Milletvekili, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı),
— Ahmet Helvacı (Sarayköylü, manifaturacı),
— Hüseyin Aksel (Sarayköylü, Akseller Çırçır Fabrikası A.Ş. ve Sarayköy Pamuklu Sanayi A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı),
— Muhlis Tokat (arkada; Sarayköylü, Ziraat Yük. Müh. çiftçi),
— İSMET İNÖNÜ (Başbakan)
— Sabri Yavuzyılmaz (arkada; Sarayköy Belediye Başkanı),
— Mehmet Sezer (Sarayköylü, nakliyatçı),
— Halil Aksoy (Sarayköylü, manifaturacı),
— Abdullah Gültekin (Sarayköylü, çiftçi),
— Dr. İbrahim Kocatürk (Denizli Milletvekili, Sarayköylü).
Fotograftakileri hepsi simdi sonsuz uykularında; ışıklar içinde yatsınlar...

Dostluk ve esenlik dileklerimle.
İbrahim Helvacı

Sarayköy Anıları - 7 / İbrahim Helvacı

Sarayköy Anıları - 7 / İbrahim Helvacı

İbrahim Helvacı Arkadaşın anılar zincirinden yeni bir halka daha incelemenize sunulmuştur. Dostluk ve esenlik dileklerimle.

Sevgili Kardeşim,
“DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” sitesini izlemeye devam ediyorum. Sarayköyün sosyal ve kültürel tarihi hakkında sizin yoğun katkılarınız dışında sadece az sayıdaki bazı genç hemşehrilerimizin katkılarını görebiliyorum. Üyelerin büyük bir çoğunluğunun (neredeyse tamamının) Sarayköyün sosyal ve kültürel tarihinden ziyade güncel konularla ilgilendikleri ve siteyi birbirleriyle bir haberleşme aracı olarak gördükleri anlaşılıyor. Durumu böyle değerlendirdiğim için önceki mesajımda "buna o çerçevede saygı duymak ve genç Sarayköylülere fazla ayak bağı olup canlarını sıkmadan o platformu onlara bırakmak gerekir." demiştim. Bununla beraber, sizin siteye eklediğiniz Saraykoyle ilgili fotoğraflar, türküler, videolar, gelenek ve görenekler, yemekler vb. konulardaki bilgi ve belgeleri de o üyelerin büyük bir ilgi ve coşkuyla karşıladıklarını sevinçle görüyorum. O zaman da, bu platformu terk etmek yerine kendi ‘doğru’ bildiğimiz yolda katkıda bulunmaya devam etmenin daha yararlı olacağı sonucuna varıyorum...

Daha önce bir kaç kez yazdığım gibi, sizin siteye eklediğiniz bilgi ve belgelerin güncel güzellik ve öneminden çok onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce yıl sonra Sarayköy’ün sosyal ve kültürel tarihi konusunda araştırma yapacak bilim insanlarına iz ve belge bırakıyor olmanızın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Halen Almanya’da müzik arkeolojisi konusunda doktora yapmakta olan kızım yaz aylarında Türkiye’ye geldiği zaman, Almanya’daki hocasıyla yaptığı bir program çerçevesinde, Türkiye’deki müzeleri ve ören yerlerini geziyor. Anadolu’nun binlerce yıl önceki müzik kültürü hakkında araştırma yapıyor; deyim yerindeyse taştan-topraktan bilgi toplamaya çalışıyor. Elde ettiği bilgilerin bir kısmını yurt içinde ve yurt dışındaki uluslararası kongrelerde tebliğ olarak sunuyor. Geçen yıl Berlin’de toplanan, Japonya’dan Şili’ye kadar dünyanın her yerinden yüzlerce bilim insanının katıldığı Uluslararası Müzik Arkeolojisi Kongresinde bir tebliği vardı. Önümüzdeki yıl Çin’de yapılacak kongre için bir tebliğ hazırlıyor. Kızımın Anadolu’daki gezilerinin bir kısmına ben de katıldığım için bu tür bilgi ve belgelerin önemini daha iyi kavradığımı söyleyebilirim.

Binlerce yıl sonra Türk kültürünün bir parçası olan Sarayköy kültürü hakkında araştırma yapacak olanlar taştan-topraktan bilgi toplamakla uğraşmayacaklar; internet üzerinden daha ‘sahih’ iz ve belgelere ulaşacaklar ve bunlar arasında sizin internette bugün yayınlamakta olduğunuz belgeler de bulunacak... Bu nedenle, sizin 'DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER' sitesine katkılarınız çok değerli ve eşsiz...

Benim size yazıp gönderdiğim Sarayköyle ilgili hatırladıklarımı “İbrahim Helvacı-Sarayköy Anıları” başlığı altında yayınlamanıza “birşey demek” bir yana, bu yazdıklarımı yayınlamaya değer gördüğünüz için teşekkür ederim.

Bugün siteye eklediğiniz merhum Berber Sadık Usta ve Rıfat Çomakoğlu’ nun yer aldığı fotoğrafla ilgili “İbrahim Helvacı-Sarayköy Anıları 5” i de gördüm. O fotoğrafla ilgili notumu size gönderdikten sonra fotoğraftaki başka bazı kişileri de hatırladım. Bunlar arasında, hepsi rahmete kavuşmuş olan Behçet Çakır, Ali Kaptan, Doğan Varlık, Sarayköy Ortaokulundan sınıf arkadaşım Eşref Çölgeçen’ in babasının (ismini hatırlayamadım) yanısıra halen Sarayköy’de yaşamakta olan Ansen Sezer ile Denizli’de yaşamakta olan Aziz Behçet Çomakoğlu var. Bu fotoğraftan birkaç baskı aldım. Yakın zamanda Sarayköy’e gittiğimde Ansen ve Aziz ağabeyleri ziyaret edip o fotoğraftan birer tane vereceğim ve fotoğraftaki diğer kişilerin kimler olduğu hakkında bilgi alacağım; yeni öğrendiğim isimleri de size ileteceğim.

Dostluk ve esenlik dileklerimi gönderiyorum.
İbrahim Helvacı

Sarayköy Anıları - 6 / İbrahim Helvacı

Sarayköy Anıları - 6 / İbrahim Helvacı

İbrahim Helvacı Arkadaşın anılar zincirinden yeni bir halkayı incelemenize sunuyorum. 
Dostluk ve Esenlik dileklerimle.

Değerli Kardeşim,
Perşembe günü DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER sitesini açtığımda bazı konuların ve özellikle bazı Sarayköy Türkülerine ait videoların yayından kaldırıldığını üzülerek gördüm. Bugün siteye girdiğimde de durumun değişmediğini görünce aşağıdaki değerlendirme ve görüşlerimi sizinle paylaşma ihtiyacını duydum.
Orta yaşı geçmiş Sarayköylülerin bile pek çoğunun unuttuğu, genç Sarayköylülerin ise hemen hemen hiç duymadığı, Cumhuriyetimizin kültür tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Yurttan Sesler Saz Ekibinin mükemmel bir şekilde icra ettiği Sarayköy Zeybeği’ni aradınız, taradınız, uğraştınız, buldunuz ve siteye ilave ettiniz; ama sitede simdi Sarayköy Zeybeği yok!
Sarayköy’ün adıyla anılan bu zeybek DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER sitesinde yer bulamayacaksa nerede yer bulacak?

Cumhuriyet dönemi Türk Halk Müziği tarihi içinde önemli bir yeri bulunan merhum Ahmet Gazi Ayhan’ın muhteşem yorumuyla okuduğu ve siteye eklediğiniz bir diğer Sarayköy Türküsü 'Hamamın Gubbe de Gubbeleri' de sitede kaldırılmış; niçin?
Böyle seçkin ve tarihi önemi olan saz ekipleri ve sanatçılar tarafından icra edilmiş eski Sarayköy zeybeklerini ve türkülerini silerek, unutarak mı Sarayköy’ün kültürünü başkalarına tanıtacağız? Kültür 'bugün' den mi ibarettir? Kökü olmayan bir kültür olabilir mi?
Ve Sarayköy açısından can yakıcı bir soru: Son 3–5 değil, 20–30 sene içinde bestelenip seslendirilmiş bir Sarayköy türküsü var mı? Var da ben mi bilmiyorum? Varsa, sitede yayınlansa da ben de öğrensem; Sarayköylü olarak keyifle dinlesem ve yüreğim kabarsa...

Bu durum karsısında DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER sitesinin amacını sorgulamak gerekir diye düşünüyorum:
1) Sitenin amacı, dünyanın her yerinde yasamakta olan genç Sarayköylülerin birbirleriyle tekrar karsılaşmaları ve sohbet etmelerinden ibaret ise yapılan işlem doğrudur. "Facebook'un kuruluş amacı da zaten budur; dolayısıyla DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER sitesi de böyle olmalıdır" deniliyorsa, buna o çerçevede saygı duymak ve genç Sarayköylülere fazla ayak bağı olup canlarını sıkmadan o platformu onlara bırakmak gerekir.
2) Yok eğer amaç, güncel olarak genç Sarayköylülerin birbirleriyle tekrar karsılaşmaları, eski ve yeni konular hakkında sohbet etmelerinin yanisira;
—Kısa vadede Sarayköyün toplumda tanıtımı için caba sarf etmek,
—Uzun vadede ise bugünü ve geçmişi dahil Sarayköy tarihi ve kültürü hakkında bilgi alışverişinde bulunarak gelecek nesil Sarayköylüler ve onlarca / Yüzlerce yıl sonra Sarayköy hakkında yapılacak sosyal, kültürel ve tarihsel araştırmalar için iz ve belge bırakmak ise siteyi yöneticilerinin siteye birşeyler ekleyip-çıkarırken yeni bir değerledirme yapmaları gerekecektir. Ne dersiniz? 
Dostluk ve esenlik dileklerimle,
İbrahim Helvacı

13 Kasım 2009 Cuma

Sarayköy Anıları 5 / İbrahim Helvacı



Sarayköy Anıları 5 / İbrahim Helvacı

Sarayköy sevdalısı sevgili İbrahim Helvacı arkadaşımızın aşağıda adresi sunulan blog sayfasına ilişkin, Sarayköy’ün geçmişten geleceğe uzanan bilgi zincirine katkı sağlar içerikte diğer bir iletisi bilgilerinize sunulmaktadır.
Blogtaki bu bilgiyi geliştirir ve yeni katkılar sağlarsanız memnun olacağım.
http://girgin-saraykoy.blogspot.com/2009/01/sarayky-1950li-yllar.html
Sarayköy ve Sarayköylülerle ilgili geçmişe ait böyle fotoğrafları internete koyarak ölümsüzleştiren Sayın Atila Girgin'e sonsuz teşekkürler.


Bu fotoğraf,1940'li yılların sonu veya 1950'li yılların başındaki bir sünnet düğününe ait olmalı.
İlk karede çocukların ortasında ayakta duran bıyıklı ve kravatlı kişi merhum Berber Sadık Gürsoy'dur. O yıllarda Sarayköy’de sağlık memuru olmadığı için tüm Sarayköy’lü çocukları Berber Sadık Usta sünnet ederdi.
İkinci karede çocukların ortasında çömelmiş vaziyette oturan da merhum Rıfat Çomakoğlu'dur. Rıfat Çomakoğlu Sarayköy Belediyesinde muhasebeci ve ayni zamanda nikâh memuru idi. O günün şartlarında Sarayköy’de fenni anlamda şeftali üretimini başlatan öncü bir insandı.
Hepsine Allah'tan rahmet dilerim.
İbrahim Helvacı
==========================
Siteye eklediğiniz merhum Berber Sadık Usta ve Rıfat Çomakoğlu’ nun yer aldığı fotoğrafla ilgili “İbrahim Helvacı-Sarayköy Anıları 5” i de gördüm. O fotoğrafla ilgili notumu size gönderdikten sonra fotoğraftaki başka bazı kişileri de hatırladım. Bunlar arasında, hepsi rahmete kavuşmuş olan Behçet Çakır, Ali Kaptan, Doğan Varlık, Sarayköy Ortaokulundan sınıf arkadaşım Eşref Çölgeçen’ in babasının (ismini hatırlayamadım) yanısıra halen Sarayköy’de yaşamakta olan Ansen Sezer ile Denizli’de yaşamakta olan Aziz Behçet Çomakoğlu var. Bu fotoğraftan birkaç baskı aldım. Yakın zamanda Sarayköy’e gittiğimde Ansen ve Aziz ağabeyleri ziyaret edip o fotoğraftan birer tane vereceğim ve fotoğraftaki diğer kişilerin kimler olduğu hakkında bilgi alacağım; yeni öğrendiğim isimleri de size ileteceğim.
Dostluk ve esenlik dileklerimi gönderiyorum.
İbrahim Helvacı
==========================
Sarayköy 1950’li Yıllar !...
Bu Fotoğraf kareleri, 1940 lı yılların Sarayköyün’e aittir. Fotoğraf Karelerinde bir sünnet düğünden ( Tahsildar Yusuf Efendi Torunları ) ve Hasır Pazarından değişik kesitler sunulmaktadır. Yılı tam olarak bilinmese de, 1940’ lı yıllar olduğu bilinmektedir. O günlerin anılarına katkı sağlamak adına sunulmuştur.
Bu fotoğraf karelerine ulaşabilen değişik kuşaktan Sarayköylülerden bazıları kendisini, bazıları anne ve babasını, bazıları büyük baba ya da büyük annesini ya da başka biliyor ya da tanıyor olduğu akrabasını görmüş olacaktır. Aramızdan ayrılanlara tanrıdan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve kaliteli bir yaşam dilerim.
Bu fotoğraf kareleri, o güzel günler ve yıllardan nostaljik bir anımsamaya katkı sağlıyorsa ne mutlu bana.
Sağlık ve esenlik dileklerimle.
http://girgin-saraykoy.blogspot.com/2009/01/sarayky-1950li-yllar.html

31 Ekim 2009 Cumartesi

Sarayköy Anıları - 4 / İbrahim Helvacı

Sarayköy Anıları - 4 / İbrahim Helvacı

Sevgili İbrahim Helvacı arkadaşımızın Sarayköyün geçmişten geleceğe uzanan bilgi zinciri için katkı özellikteki bir iletisini sizlerle paylaşmak istiyorum. 
İleti aşağıda sunulmuştur.

“Değerli kardeşim,
"DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER" i izlemeye devam ediyorum. Siteye yazdıklarınız ve eklediklerinizle Sarayköy’ün tanıtımına güncel katkıda bulunmaktan öte Sarayköy’ün gelecekte tarihini inceleyecek/yazacak kuşaklara önemli bilgi ve belgeler bırakıyorsunuz; bu ikincisi bence daha önemli, sizi bir defa daha kutlarım.

Bugün siteye eklediğiniz deve güreşleri ve Sarayköy tanıtım filmini linklerine de girdim ve izledim. Sarayköy Kaymakamlığının ve Belediyesinin sitelerine her gün göz atarım; böylece orada olup bitenleri, ölenleri-kalanları izlemeye çalışırım.

Sizin bugün link verdiğiniz Sarayköy Tanıtım Filmini de Kaymakamlığın sitesine ilk eklendiği günlerde (sanıyorum 3–4 yıl önce) izlemiştim. O filmde önemli olduğunu düşündüğüm bir hata gördüm ve bunun düzeltilmesi istemimi hemen siteye yazdım; ama hiç bir düzeltme yapılmadı. Bugün bile aynı hata yayınlanıp duruyor. Hatalı konu şudur: O filmde Sarayköy’ün ünlüleri arasında Nevzat Atlıg'ın ud çalarken bir görüntüsü veriliyor ama o görüntü Nevzat Atlığ'a değil Selahattin İcli'ye ait. Pek çok insanın "aman canim sen de, bunu bu kadar önemseyecek ne var" diyeceğini biliyorum, ama ben iki nedenle öyle düşünmüyorum: 1) Hem Nevzat Atlığ hem de merhum Selahattin İçli gibi iki büyük usta ve beyefendiye karşı Sarayköylüler olarak haksızlık ve ayıp etmiş oluyoruz, 2) Onlarca/yüzlerce yıl sonra yapılacak kültür ve musiki tarihi araştırmalarına hatalı bir kayıt bırakmış oluyoruz; bunu da Kaymakamlık yapıyor, daha ne olsun?

Kaymakamlığın sitesinde karsılaştığım başka eksik ve/veya hatalar konusunda da tespitlerim oldu. Onlara de girip konuyu uzatmak istemiyorum ama ne yazık ki onlarla ilgili düzeltme istemlerime de bir yanıt alamadım.
Böylesine küçük küçük hataların ve özensizliklerin yıllar içinde olağanüstü boyutlarda yaygınlaşması; bundan da vahim olmak üzere, bunların hiçkimse ve hiçbir kurum tarafından önemsenmiyor olması bir kısır döngü yaratıyor. Bu kısır döngü ile giderek büyüyen bu sarmalın toplumumuzda var olan genel karmaşanın nedenleri arasında görüyor ve ülkemin geleceği açısından umutsuzluğa kapılıyorum.

Sarayköy tanıtım filminden nerelere geldik; içinizi karartığım için özür dilerim ama içimden bunları yazmak geldi...

Dostluk ve esenlik dileklerimi gönderiyorum.
İbrahim Helvacı”

Sarayköy Anıları - 3 / İbrahim Helvacı

Sarayköy Anıları - 3 / İbrahim Helvacı

Sarayköy sevdalısı güzel insan, sevgili dost İbrahim Helvacının Facebook’taki “Dünyadaki Sarayköylüler Gurubu” na ait tartışma konularından alıntıyla bir döneme ışık tutmak ve katkı sağlamak adına aktardığı bilgileri siz değerli dostlarla paylaşmak istedim. 
İleti aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

“Günaydın Atila Bey,
"DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER" sitesine önceki gün eklediğiniz "çayır çimen geze geze" türküsü, sizin de belirttiğiniz gibi benim söz ettiğim "Naha Meryem..." türküsü değil; sadece bir dizesinde benzerlik var, iki türkünün nağmeleri de tamamen farklı.
Bildiğiniz gibi, "Çayır çimen geze geze" çok bilinen eski bir halk türküsüdür. Çocukluğumdan itibaren dinlediğim bu türkünün özgün nağmeleri ile daha sonraki yıllarda Anadolu-pop tarzında düzenlenmiş nağmeleri hala kulaklarımdadır. Bu türkü hakkında bugün internette yaptığım bir gezintide bunun bir Isparta türküsü olduğunu, Mavi Işıklar Grubunun 1966 Hürriyet Altın Mikrofon yarışmasına bu türkünün Anadolu-pop tarzındaki yeni düzenlemesiyle katılarak 2.nci olduğunu öğrendim.

Bu arada benim "peşine düştüğüm" "Naha Meryem" türküsü ile ilgili olarak internetten konuya en çok yaklaşabildiğim ve sizinle paylaşmak istediğim bilgiler ise şöyle:

—Turhan Karabulut adıyla internette yaptığım aramalardan bu türkü ile ilgili bir sonuca ulaşamadım. Turhan Karabulut 1925'te İzmir’de doğmuş; Muzaffer Sarisozen tarafından kurulan Yurttan Sesler korosunun kurulusundaki çekirdek kadroda yer almış ve 1970'li yılların başında Radyo'dan emekli olduktan sonra aktif müzik yaşamını sonlandırmış.

-Google arama motoruna "naha Meryem" yazarak girdiğimde karsımıza bir tek link çıkıyor:
http://www.scribd.com/doc/6694438/HALK-BL1
Buradan tüm Ege illerinin her birindeki sosyal ve kültürel yasamla ilgili oldukça ayrıntılı bilgiler içeren bir çalışmaya ulaşıyoruz. Çok değerli, ayrıntılı ve derli-toplu bilgiler içeren bu çalışmadaki "Denizli" bölümünün "Kadın Oyunları" başlığı altında (Bölüm: 4.6.1.A) "Naha Meryem" yazıyor, ancak başka ayrıntı yok. Orada verilen kaynakçaları izleyerek bir sonuca ulaşılabileceğini düşünüyorum. Zaten önümüzdeki 1–2 ay içinde Sarayköy’e gitme planım var; zaman bulabilirsem Denizli'deki kütüphaneye uğrayıp bu konuyla ilgili biraz kitap karıştıracağım.
Yukarıda sözettiğim çalışmanın Denizli ile ilgili bölümünü hızlı ve yüzeysel olarak okudum ve daha sonra ayrıntılı olarak okumam gerektiği sonucuna vardım. Şu anda bile önemsediğim bazı bilgilere ulaştım. Okumayı tamamladığımda bunları da sizinle paylaşırız.
Dostça selamlar,
İbrahim Helvacı”

Sarayköy Anıları - 2 / İbrahim Helvacı


Sarayköy Anıları - 2 / İbrahim Helvacı

Değerli Dostlar; bu sayfada sizlere Sarayköylü güzel insan, Sarayköy sevdalısı Sevgili İbrahim Helvacı Arkadaşın bana aktardığı ve bir döneme ışık tutacak bilgileri sizlerle paylaşacağım.

Sayın Girgin,
İnternette gezinirken bir rastlantı eseri blog’unuza ulaştım. Birbirimizi doğrudan tanımasak bile birer Sarayköylü olarak paylaştığımız pekçok ortak anımız olduğunu gördüm.
Ben de Sarayköylüyüm. 1966 yılında üniversite eğitimim için geldiğim Ankara'da kaldım ve o zamandan beri Ankara'da, ama hep Sarayköy’ü anarak yaşıyorum. Babam (3 sene önce vefat etti) ve annem (halen yaşıyor) Sarayköy’de oturdukları ve aslında Sarayköy’e olan gönül bağımı hiç koparmadığım için her fırsatta Sarayköy’e gider, hem ailemi hem akrabalarımı ve hem de çocukluk arkadaşlarımı ziyaret ederim; bu ziyaretlerden de büyük keyif ve mutluluk alırım.

1954–55 öğrenim döneminde Gazi İlkokulunda Abdullah Aslankara'nın öğrencisi olarak 1. sınıfı okudum. Sonraki sınıflarda ise 24 Mayıs İlkokulunda Galip Haznedar’ın öğrencisi oldum, 1960 yılında ilkokulu bitirdim. 
1960–63 yılları arasında Sarayköy Ortaokulunda başladığım orta öğretimimi 1963–66 yılları arasında da Denizli Lisesinde tamamladım.
Çok kısa bir faz farkı ile sürdürdüğümüz ilkokul ve ortaokul eğitimlerimizde ortak anılarımızın bulunması da çok doğal. Ancak ilkokuldan itibaren anılarınızı böyle derli-toplu, fotoğraflayarak yayınlamış olmanızı gıpta ile karşıladığımı da belirtmek isterim ve sizi yürekten kutlarım. Bu vesile ile ortaokul 1. sınıfta matematik ve tabiat bilgisi derslerinde öğretmenim olan babanız Sayın Hüseyin Girgin'e sağlıklı ve uzun bir ömür dilerim; lütfen kendisine saygılarımı iletiniz.

Geç okuduğum Sarayköy’le ilgili anılarınızın bazı bölümlerine katkıda bulunmak üzere 'blog'unuza bir-kaç küçük yorum ve bilgi ekledim. Bunlar sırasıyla şöyle:
1) Sarayköy Ortaokulu Öğretmenleri (1964–1967), (17 Şubat 2008),
2) Denizli Yöresinin Yemek Kültürü, (22 Nisan 2008),
3) Sarayköy Ortaokulu-1960'lı Yıllar, (8 Ocak 2009),
4) Sarayköy Ortaokulu-1960'lı Yıllar (2), (11 Ocak 2009),
5) Sarayköy 1950'li Yıllar, (11 Ocak 2009).

Sarayköy hakkında yazdıklarınız ve yazacaklarınızı zevkle okuyacağımı ve bunlara hafızamın ve aklimin erdiği kadar katkıda bulunmaya gayret edeceğimi bilmenizi isterim.
Sağlık ve esenlik dileklerimle.

29 Ekim 2009 Perşembe

Sarayköy Anıları - 1 / İbrahim Helvacı


Sarayköy Anıları - 1 / İbrahim Helvacı 

Değerli Dostlar; bu sayfada sizlere Sarayköylü güzel insan, Sarayköy sevdalısı Sevgili İbrahim Helvacı Arkadaşın anılarıyla baş başa bırakacağım.
O satırlar; 1930-1960 arası yıllara ait bir dönemin Sarayköyüne ışık tutabilecek içerikte. 
İleride Sarayköy’e ilişkin yazılabilecek yazılara kaynak olabilecek özellikler taşıyor. Önemsediğim bu ve diğer anılarını sizlerle bölüm bölüm paylaşmak istiyorum. 
Bu ilk sayfayı İbrahim Helvacı Sarayköy Anıları – 1 başlığı altında yayınlıyorum. Diğerlerini daha sonra Anılar 2,3,4 vb. olarak okuma fırsatı bulacaksınız.
Sizlerinde önemsediği, aktarılma gereğine inandığınız anılarınız olursa, lütfen blogdaki yorum kısmına yazarsanız sevinirim. Onları da yayınlayarak paylaşmaktan mutluluk duyarım. Dost kalın, dostlukla kalın.

Özgün metin paylaşılmak ve katkılarınız alınmak üzere aşağıda sunulmuştur.

“Babam Ahmet Helvaci'nin asil mesleği manifaturacılık değil dede mesleği olan helvacılıktır. Yani rahmetli babam helvacılığı, dedesi Helvacı Hacı Ahmet Efendi ve babası Helvacı İbrahim Çavuş'dan miras almıştır. Seyyar kundura tamircisi Mehmet Efendinin oğlu Arif Böcek de ilkokulu bitirdikten sonra dedemin helvacı dükkânında (ben doğmadan önce) çıraklığa başlamış; asker dönüşünde babamın helvacı dükkânında çalışmaya devam etmiştir. Arif Böceği ben hep öz ağabeyim gibi bilmiş ve sevmişimdir ve de hep 'ağabey' demişimdir; o da bana hep öz kardeşi gibi davranmıştır. Simdi onların hepsi sonsuz uykularındalar; ışıklar içinde yatsınlar.

Bugün Atatürk Caddesi cephesinde Özel İdarenin girişi bulunan ve yani basindaki Türk Ocağı Sokağı cephesinde uzanan iki katli kâgir yapının yerinde 1955 yılına kadar kerpiçten yapılma, tek katli, yüksek ve büyük bir helva-tahin imalathanesi vardı. Dedemden babama miras kalmış olan bu imalathane tüm yapı derinliğince uzanırdı ve Atatürk Caddesi cephesinde perakende satış bölümü yer alırdı. 

Babam, 1954 yılının şartlarında ağır kabul edilen bir ameliyat geçirdi ve böbreğinden taş alındı. Ameliyattan sonra, doktorların önerisi üzerine ağır bir iş olan helvacılığı bıraktı ve o işi tamamen Arif ağabeye devretti. Eski helvacı dükkânını da yıkıp bugünkü iki katli kâgir binayı yaptı ve manifaturacılığa başladı. Ben o zaman 6–7 yaslarında idim ve babamın helvacı dükkânını şimdi bile gayet iyi hatırlıyorum. Babam 1966 yılının sonlarında manifaturacılığı da bıraktı ve kâgir binayı bugünkü sahibi olan Özel İdareye sattı.

Dedemden kalma helvacı dükkânının fotoğrafını yıllar sonra Sarayköy Belediyesinin web sitesinde gördüm ve heyecanla hatırladım.
sayfasında halen yayınlanmakta olan o fotoğrafı ekte iletiyorum.
Bu fotoğraf, bugünkü Atatürk Caddesinin efe meydanı yönünden belediye yönüne doğru, tam bugünkü Özel İdare Binasının olduğu noktadan çekilmiş. Hemen sol baştaki yüksek tavanlı dükkân dedemin / babamın helvacı dükkânı. Sonraki iki katli bayrak asılı bina Halkevi Binası. Bildiğiniz gibi Demokrat Parti iktidara gelince (1950) Halkevlerini kapattı. Fotoğraftaki Halkevi Binasında bayrak asili olduğuna göre bu fotoğrafın Halkevlerinin açık olduğu 1950'den önceki Sarayköye ait olduğu kesin. Halkevi binası 1960'lara kadar Sarayköy Gençlik ve Spor Kulübünün (bugünkü Sarayköyspor) lokal binası ve kahvehane olarak kullanılırdı. İki katli bu ahşap yapıyı daha sonraki yıllarda Arif Böcek satın aldı, yıktı ve yerine alt kati pastane, üst kati da konut olmak üzere bugünkü betonarme binayı yaptı.

Fotoğrafın sağ başında, babamın dükkânının karşısında, bizim çocukluğumuzdaki Ada Sineması (bugün kahvehane) binasının olduğu yer var. Ada Sineması binası yüksek bir binadır ama fotoğraftaki binalar tek katlı olduğuna göre fotoğrafta, sinema binasından önceki yapıları (dükkânları?) görüyoruz. Ada Sinemasının olduğu yerdeki yapıların tek katlı olduklarını düşünürsek bu fotoğrafı 1930'lu yıllara tarihlemek de mümkün olabilir.

Bu arada adını anmışken Sarayköy Gençlik ve Spor Kulübü hakkında da bir-iki konuya değinmek isterim. Hatırlarsanız, 1960'li yılların ortalarına kadar kulübün rengi sarı-kırmızı idi. Türkiye 1.inci liginde Eskişehirspor fırtınası estiği yıllarda o zamanki kulüp yöneticileri, Sarayköy Gençlik ve Spor Kulübünün renklerini Eskişehir’in renkleri olan kırmızı-siyah'a cevirdiler. 3.ncü lig kurulduğunda futbol yönetmeliği gereği kulübün adı Sarayköyspor oldu, renkleri de kırmızı-siyah olarak kaldı.

Dostluk ve esenlik dileklerimi gönderiyorum.
İbrahim Helvacı”

25 Ekim 2009 Pazar

SARAYKÖY ZEYBEĞİ / Atila Girgin

SARAYKÖY ZEYBEĞİ

Sarayköy Zeybeğini görsel bir sunu eşliğinde izleyeceksiniz.
Ulusal kurtuluş savaşının daha ilk evrelerinde organize olan yurtsever Sarayköylülerin direniş simgesi olan Sarayköy Efesi ve Sarayköy Zeybeği oyun havası o şanlı günlerden günümüze bir armağandır. Direnişin ve mücadelenin isimsiz kahramanlarına saygı ve şükran duygularımızla. 
Anıları yaşamımıza önder olsun.


6 Eylül 2009 Pazar

Siyah Makarada İpliğim - Sarayköy Türküsü / Atila Girgin







Siyah Makarada İpliğim – 
Sarayköy Türküsü ve Oyun Havası

(Denizli / Sarayköy - Rüştü Demirci - Ahmet Yamacı)

Sarayköy Yöresi Türküsü nün oyun havası şeklindeki sunumu aşağıda adresi verilen web sayfasında bir bütün olarak sunulmaktadır. Süre kısıtı nedeniyle ancak bir kısmını sunabildiğimiz oyun havasını keyifle izleyeceğinizi umarım.

Siyah Makarada İpliğim
Kara Gözlü Kekliğim
Hangi Yoldan Geleceksen
O Yolları Bekleyim

Hadi Güzelim Şam'a Doğru Şam'a Doğru
O Yâr Açmış Kollarını Bana Doğru

Ovanın Darısını
Sel Aldı Yarısını
Gurbete Giden Oğlanı
Boşasın Karısını

Hadi Güzelim Şam'a Doğru Şam'a Doğru
O Yâr Açmış Kollarını Bana Doğru

Et Aldım Elim Yağlı
Şal Kuşak Belde Bağlı
Yâr Ben Seni Alırdım
Başım Gurbete Bağlı

Hadi Güzelim Şam'a Doğru Şam'a Doğru
O Yâr Açmış Kollarını Bana Doğru

==========================

Yeşil Giy Yeşil Kuşan - Sarayköy Türküsü / Atila Girgin





Yeşil Giy Yeşil Kuşan - 
Sarayköy Türküsü

(Denizli/Sarayköy-Rüştü Demirci-Ahmet Yamacı) Söyleyen: Hediye Hüseyin

Yeşil Giy Yeşil Kuşan (Yanay Da Yananay Da) Yeşil Çimene Döşen (Yanay Da Yana Nay) Acep İflah Olur Mu (Yanay Da Yananay Da) Senin Aşkına Düşen (Yanay Da Ya...na Nay) Alalım Kaçalım (Yanay Da Yana Nay) Sarılalım Uçalım (Yanay Da Yana Nay) Sarılmakla Baş Olmaz (Yanay Da Yana Nay) Gel Beraber Kaçalım (Yanay Da Yana Nay) Kayısıdır Kayısı (Yanay Da Yananay Da) Yere Düştü Yarısı (Yanay Da Yana Nay) Beni Yardan Ayıran (Yanay Da Yananay Da) Dayısıdır Dayısı (Yanay Da Yana Nay) Alalım Kaçalım (Yanay Da Yana Nay) Sarılalım Uçalım (Yanay Da Yana Nay) Sarılmakla Baş Olmaz (Yanay Da Yana Nay) Gel Beraber Kaçalım (Yanay Da Yana Nay) Kabağın Kökeniyim (Yanay Da Yananay Da) Sapının Bükeniyim (Yanay Da Yana Nay) Ben Güzeli Alacam (Yanay Da Yananay Da) Çirkine Tövbeliyim (Yanay Da Yana Nay) Alalım Kaçalım (Yanay Da Yana Nay) Sarılalım Uçalım (Yanay Da Yana Nay) Sarılmakla Baş Olmaz (Yanay Da Yana Nay) Gel Beraber Kaçalım (Yanay Da Yana Nay)

Hamamın Gubbeleri Kireçten Olur - Sarayköy Türküsü / Atila Girgin


 




Hamamın Gubbeleri Kireçten Olur - Sarayköy Türküsü

(Denizli/Sarayköy-Rüştü Demirci-Adnan Ataman) Söyleyen: Ahmet Gazi Ayhan

Hamamın Gubbede Gubbeleri (Amanın Da) Kireçten Olur Kızların (Serbeste) Serbestleri (Amanın Da) Yürüyüşten Olur İki De Turnam Turnam Gelir (Amanın Da) Aklı Kareli Birini Bildim (Aman Amanın Da) Bilmem Biri Nereli

Ben Bir Yeşil Fenerim - Sarayköy Türküsü / Atila Girgin






Ben Bir Yeşil Fenerim – 
SARAYKÖY TÜRKÜSÜ
(Denizli / Sarayköy / Salnaz Köyü)
Kaynak: Rüştü Demirci Derleyen-Notalayan: Ahmet Yamacı Söyleyen: Meliha Güney


Ben Bir Yeşil Fenerim (Amman Yele Yele Lom) Hem Yanar Hem Sönerim (Haydi Yele Yele Lom) Ben Nişanlı Değilim (Amman Yele Yele Lom) Kime Olsa Dönerim (Haydi Yele Yele Lom) Aman Benim İpeğim (Amman Yele Yele Lom) Derdimi Kime Dökeyim (Haydi Yele Yele Lom) Al Yanağın Dururken (Amman Yele Yele Lom) Yâr Nerenden Öpeyim (Haydi Yele Yele Lom) Kabağın Kökeniyim (Amman Yele Yele Lom) Ucunun Dökeniyim (Haydi Yele Yele Lom) Ben Güzele Varacam (Amman Yele Yele Lom) Çirkine Tövbeliyim (Haydi Yele Yele Lom) Aman Benim İpeğim (Amman Yele Yele Lom) Derdimi Kime Dökeyim (Haydi Yele Yele Lom) Al Yanağın Dururken (Amman Yele Yele Lom) Yâr Nerenden Öpeyim (Haydi Yele Yele Lom) ....

10 Temmuz 2009 Cuma

Zaman Tünelinde İstasyon Caddemiz, Tren İstasyonumuz ve Okullarımız / Atila Girgin


"Zaman Tünelinde İstasyon Caddemiz, Tren İstasyonumuz ve Okullarımız"

Okul yolumuzda ne güzeldi: Bir tarafında Gerali köyünden kente doğru salını salını gelen dere, İstasyon caddesi boyunca akar, Muhlis Tokat Beyin evi yakınından, dokuzların evin köşesinden sola doğru sapardı. 
Buraya kadar dere boyunca sık ve görkemli çınar ağaçları ayrı bir güzellik katardı okul yolumuza. Pınar gibi berrak ve duru akan suyu yağmurlardan sonra birden azgınlaşır, adeta kükrer gibi olurdu ve doğaldır ki bu haliyle bizlere de korku salardı. 
Bizim güzel çayımız daha sonra Hükümet ve Belediye binalarının önünden geçer, aşağı mahalleden kıvrıla kıvrıla akarak ana su yolu Menderes nehrine ulaşırdı.
Benim güzel okullarım (Gazi ilk Okulu ve Sarayköy Orta Okulu) İstasyon caddesinde ve karşılıklı olarak bakarlardı biribirine. 
Gazi okulum derdiki bize; burayı tamamlamadan geçiş yok karşıya. Orta okulumuzda derdi ki bize; önce karşı okulu tamamla sonra gel, yoksa almam seni içime.
İlk Okulumuzun dış yan duvarına bitişik Kulübeci Halil İbrahimin amcanın kulübesi, karsısında da EsmerAli’nin kulübesi. 
Sıcak sıcak çeyrek ekmek içerisine 15 krş’luk beyaz peynir nede güzel gelirdi bizlere. Aman yarabbi o ne güzel tattı öyle. Ne de çok severdik peynir ekmeği. Demek ki somuncu toplum olmamızın da bir gereği ve göstergesi olmalı bu. 
Aynı kulübelerden aldığımız divit şekerleri de nede zevkle yerdik. Değişik renkleriyle macun şekerini, pamuk şekeri de unutmak mümkünmü? 
Benim güzel günlerim sizi unutmak ne mümkün. İnsan belleği ise nede unutkan oluyor. Yaşanmamış gibi görünsede dolu dolu yaşanmış yıllardı o yıllar. Ah o zaman yok mu, çoğu şeyi adlıda götürdü bizden.
Benim güzel günlerim, benim güzel okul yıllarım, sizi unutmak ne mümkün? Geçti yıllar, geçiyor yıllar, sağ olup, görürsek yine de geçecek yıllar, gel gör ki çocukluk yıllarını nasıl aramassın?
O güzel yıllarımı görsel kent belleğine not düşmek istedim. Anımsanmasına katkı sunduysam ne mutlu bana.
Kusurlarımız olduysa af ola.....
Geçiyor yıllar, geçiyor yıllar....

5 Temmuz 2009 Pazar

Sarayköy ağzıyla bir söyleşi



“Akidesle neledesigiz gari, ani kimsile bisey yazmebba isigiz gucuguz bek mi cok”,

“Anaa Mıstafali ossun vasin netcen dee solenip durmu gari. Gine eyi kotu iscezin var, hec olmiyanla ne essing. Hekesin bi sikintisi va gari ..
Akides sen de dinneniken siir, iroman yazasing gari. Kaapizigida yoruse gidive gucculu o hec tasilanma emi. Galk galk hadi gari, ani hole silkilenive ad gendigni disalara Istambolun geyfini cikarive “,

“hişşş gıı hatçe benim yok valla oturup duruum evcecezimde, sıkıldım elemme ne etçen bizim işlee bööle, eççik çalış bol bol yat. Kaapız gibi oldum yemin osun. Yatı yata büyüpduruum “

4 Temmuz 2009 Cumartesi

BİR DÖNEMİN SARAYKÖYÜNE AİT BAZI GELENEK VE GÖRENEKLER / Atila Girgin

SARAYKÖY’E AİT BAZI YÖRESEL GELENEK VE GÖRENEKLER

Kentleşme olgusuyla birlikte geleneksel alışkanlıklarda değişmektedir. Bu bağlamda küresel baskı ve egemen kültürlerin etkisi altında giderek kaybolan değerlerimizi unutturmamak, yöreye özel ve yöreyi farklı kılan özgün duruşları, gelenek ve görenekleri açığa çıkarmak, paylaşmak ortak sorumluluğumuzdur. Özellikle sevgili gençler, büyüklerinin bu konulardaki birikimlerini onlardan öğrenerek, video, fotoğraf ve yazılı olarak herkesle paylaşmalılar ki bu değerlerimiz korunabilsin, yok olmasın ve de bize özel güzel şeyler tüm yurdum insanıyla da paylaşılabilsin.

Sarayköylüler ve Sarayköy dostları, yöresel ve bölgesel, kültürel ve sosyal etkinliklerden, ulusal ve dini bayramlardan, yörenin ortak değer ve mutluluklarını, gerek yazışarak, gerekse fotoğraf ve videolarla paylaşırsanız, dostluk, kardeşlik, adına güzel şeyler yapmış olacaksınız.

İnsan davranışları, bulunduğu dönem ve koşullar içinde bir anlam bütünlüğü ve davranış tutarlılığı oluşturur. Geçmişin davranışlarını bugünün bakış açısıyla yargılamamak gerekir. Bu değerleri, doğru yada yanlış olarak değerlendirmek yerine, yöremizin o dönemdeki birer gerçeği olarak kabul etmemiz gerekir.

İşte sizlere, farklı kültür, din ve ulusların karşılıklı etkileşimlerinden arda kalan, yöremizdeki bazı davranış ve inançlardan bazı esintiler:

Yöredeki inanca göre eşik uğursuzdur, şeytan ve cinlerin saldırısına uğramamak için eşiğe basılmaz, eşikte oturulmaz.

Damında baykuş ötenin evinden ölü çıkacağına, evinin üstünden kuzgun geçen çiftin nikahının bozulacağına inanılır.

Ateş yanarken birden alevlenirse, biri ev sahibini andığına inanılır, ateşin çatırdayarak yanmasından, ev sahibi hakkında dedikodu yapıldığına inanılırdı.

Loğusa ve bebek kırk gün dışarıya çıkarılmaz. Doğumun 15, gününde yıkanan ve tuzlanan bebek için aynı gün kurban kesilirdi. Kurban etinden “Etli pilav” yapılırken kemikleri de gömülür. Loğusayı görmeye gelenlere loğusa çayı yada şerbet ikram edilirdi. Yeni doğan bebeklerin gözüne sürme çekilirdi. Çocuk erkekse sürmeyle yüzüne sakal bıyık yapılırdı. Kırk hamamından sonra anne, bebeğiyle birlikte ev ziyaretlerine gider. Konuk gidilen yerlerde çocuğa bir mendil içinde biraz şeker ve üç yumurta verilir. Bunlar verilmezse evdeki eşyaların fareler tarafından yenileceğine inanılırdı.

Yörede, ölü suyu ısıtılan kazanların altındaki sönmüş odunlar atılır. Ölü evden çıktıktan sonra yasin okutulur ve orada bulunanlara şerbet ikram edilir. Daha sonra birkaç ay, eve gelen konuklara hiçbir şey ikram edilmez. Elli iki gün sonra ölü evinde yufka açılır, helva ve pilav pişirilir ve bunlar dağıtılır.

Bilimsel olarak yanlışlığı kanıtlansa da o yıllarda, gecenin bir vaktinde yediğimiz yemeğin adı da “ YAT GEBER EKMEĞİ “ idi.

Bölge insanımızın yerel ağızla söylenmiş bir söyleşisini sizlerle paylaşarak kültürel değerlerimize bir katkı olsun isterim.

“akidesle neledesigiz gari,ani kimsile bisey yazmebba isigiz gucuguz bek mi cok”, “anaa Mıstafali ossun vasin netcen dee solenip durmu gari.gine eyi kotu iscezin var,hec olmiyanla ne essing. hekesin bi sikintisi va gari 

akides sen de dinneniken siir.iroman yazasing gari .kaapizigida yoruse gidive gucculu o hec tasilanma emi. galk galk hadi gari, ani hole silkilenive ad gendigni disalara Istambolun geyfini cikarive “, “hişşş gıı hatçe benim yok valla oturup duruum evcezimde. sıkıldım elemme ne etçen bizim işlee bööle,eççik çalış bol bol yat.kaapız gibi oldum yemin osun.yatı yata büyüpduruum “

Dost ve esen kalın.
Yaşamda her güzel şey sizin ve sizlerle olsun.

3 Temmuz 2009 Cuma

SARAYKÖYÜN YÖRESEL YEMEKLERİ VE DAMAK ALIŞKANLIKLARIMIZ / Atila Girgin

SARAYKÖY’E AİT BAZI YÖRESEL YEMEKLER VE DAMAK ALIŞKANLIKLARIMIZ

Kentleşme olgusuyla birlikte geleneksel alışkanlıklarda değişmektedir. Bu bağlamda yemek kültüründe de değişiklikler oluşmuştur. Bölge ve yöre genelindeki geleneksel alışkanlıklara göre durumun ne olduğuna kısacada olsa değinmek gerekirse; Geleneksel olarak günün ilk öğününde, tarhana çorbası ve yanında çiğ patlıcan yendiği bölgede, yerel beslenme alışkanlıkları ve yemek türleri varlığını yer yer sürdürmektedir.

Yöreye özgü yemekler arasında kedi börülcesi çorbası, ovmaç çorbası, sirkeli et, tas kapaması, kumbar, sacda işkembe, kuru patlıcan dolması, patlıcan közlemesi ve taratorlu börülce sayılabilir.

Toprağı bol olsun, ışıklar içinde yatsınlar, sevgili anneannemlerin Babadağ yolu üzerindeki bağ evlerinde, yukarıda saydığım yemeklerin hepsinin yapıldığı ve hala o leziz tadların damağımdaki yerinin eşiz olduğunu vurgulamak isterim. Yemekler, yer ocağı ateşinde ve toprak kaplarda orta ateşte uzun süre bekletilerek, dinlendirilerek yapıldığından, sonraki yıllarda o damak tadını hiçbir zaman hissedemedim. Büyük tepside içine ekmek doğranarak yenen tarhananın adı çocukluğumuzda tarhana aşı idi. Bir yer sofrasında, büyük bir sini etrafına dizilen üç kuşaktan aile üyeleri zevkle yemeklerini yerlerdi. Yemek sadece geçiştirilmesi gereken bir öğün değil, aile fertlerinin bir toplanma ortamıydı. Günün değerlendirilmesi, gereksinimler ve yapılması gerekenlerin konuşulduğu bir aile meclisiydi aynı zamanda.

Yine bu sofralardan aklımda kalan, o günlerde evlerde yapılan, bizlerin ev makarnası (Erişte) dediğimiz, ince uzun çubuk yada üçgen şekilli olarak kesilerek yapılan, üzerine bolca keçi peyniri dökülerek yer sofrasında büyük tepsi içinde servis yapılan makarnanın tadına da doyum olmazdı. Rahmetli anneannemin yaptığı tas kapaması, kumbar ve patlıcan dolmalarının tadını unutmak ne mümkün.

Ben burada ağırlıklı olarak 1960’lı yılların ilk yarısından bazı damak tatlarımı aktarıyorum. O yıllarda yazları bağ ve bahçelerine göçen aileler sonbahara değin oralarda kalırlardı. Ekmeklerini de kendileri yaparlardı. Yufka, bezirme, şipit, bazlama başlıca ekmek çeşitlerimizdi. Bezirmenin içine ekşili patlıcan közlemesi konularak yapılan dürümün tadı doyumsuzdu. Yine yeni yapılmış sıcak bezirmenin içine zeytinyağı sürülerek ve keçi peyniri konularak yapılan dürümün tadını da hiç unutamam. Mısır unundan yapılan ortalama bir tabak büyüklüğünde, üzeri susamlı sıcak bazlamanın, üzerine zeytinyağını döküp, çatal yada bıçakla bazlamayı deldirip yağını emdirdiğimiz o nefis lezzetteki bazlamaları şimdi bulda ye bakalım, ne mümkün.

Bilimsel olarak yanlışlığı kanıtlansa da o yıllarda, gecenin bir vaktinde yediğimiz yemeğin adı da “ YAT GEBER EKMEĞİ “ idi.
********************************

YÖRESEL YEMEKLERİMİZDEN BAZILARI:

********************************

KURU PATLICAN DOLMASI
Yazdan hazırlanmış, soyulmuş ve kurutulmuş patlıcanlar haşlandıktan sonra etle doldurulup, mangalda pişirilirdi.

TAHİNLİ KATMER
Hamur açılıp, içine tahin konur ve top top yapılarak yeniden açıldıktan sonra sacda pişirilir.

PATLICAN KÖZLEMESİ
Patlıcanlar közlendikten sonra kabukları soyulup, kıyılır. Soğanla birlikte kavrulan kıymaya, domates de doğranarak, bir süre pişirilir ve patlıcanların üzerine dökülür.

NOHUTLU ET
Bir gün önceden ıslatılmış nohut, parça etle birlikte tuzlu suda pişirilir.

Sevgili dostlar, güzel insanlar, Sarayköy den ayrılalı çok çok uzun yıllar olsa da kalbinin yarısını, bilincinin ve belleğinin bir kısmını Sarayköye ayırmış bir kardeşiniz olarak anılarımdan bazı esintileri aktarmış olmaktayım bu satırlarla.
Dost ve esen kalın.
Yaşamda her güzel şey sizin ve sizlerle olsun.
***************
Ayla Tire Unalp:
Atila Bey ellerinize saglik,boylesi guzel bilgi isiginizla aydinlanmak cok guzel:)
***************
Ayla Tire Unalp:
Atila Bey , "yat-geber ekmegi"nden bahsetmis.. okudugumda cocuklugum geldi aklima ve yuzumdeki gulumsemeyle ben de birseyler paylasayim dedim....Kucuklugumde odamizin birinde odun sobasi vardi ,uc odun koyarsin yanar gecerdi kozu kalirdi ve bu koz gecenin bir vaktinde kiskirtici olabilirdi...Benim sevgili ablacigim bu koze soganlari gomerdi,uzerinde biberleri kavlatirdi sonra da yufka ekmegini atardi kozun ustune o da bir guzel isinirdi...soganlari soyar,biberleri uzerine ufalar ve bir guzel durum yapardi ve bol eksili-zetinyagli yesil zeytinle amanda aman hepbirlikte bir guzel "yat-geberekmegi"ni yerdik..o lezzetler ve keyifler iyi ki zamaninda varmis ve yapilmis ...kendimi bu konuda cok sansli hissediyorum:)
***************
Koray Tezcan:
Sabah sabah canım tarhana çorbası istedi:Dumanı tütecek,yanında küçücük çiğ patlıcan;kaşıkla babam kaşıkla....
***************
Atila Girgin:
Sevgili kardeşcezim, yapmanı engelleyenmi varki canım tarhana çorbası istedi diyorsun. Yoksa Sevgili eşin yapmayımı bilmiyor çorbamızı. Eh napcen bilmez tabii, Yazık gelin kızımızı hiç Sarayköye götürmüyorsunki, kendinde yapmıyorsan tabiiki...
***************
Alpan Anıl:
Kavurmalı tarhana aşı adı güzel duruyor,çorbadan farkı nedir acep?
***************
Atila Girgin:
Yok aslında Farkı. O yoksulluk günlerinde benim sevgili halkım, çorbanın içerisine ekmek doğrayıp yerdi ve adınada bu nedenle Tarhana aşı denirdi. Ama o tat damağımızda öyle yer etmişki ben tarhanayı daima ekmek doğrayıp yerim ve o güzel çorba benim için daima TARHANA Aşı olmuştur hep.
***************
Alpan Anıl:
Evet yağda kızarmış bayat ekmek kıtırı ile nefis olur.
***************
Ayşen Cesur:
Evet ama tatlr değiştimi ne ayla
***************
Ayşen Cesur:
Ayrı tabklrda yedığımızdenmıkı onceden ortada bır tas haden buyrun gari kasıkle kasıkle vern

11 Ocak 2009 Pazar

Sarayköy, 1940' lı Yıllar: Bir sünnet düğününden görseller / Atila Girgin



Sarayköy 1938/1940’lı Yıllar !...

Bu Fotoğraf kareleri, 1938/1940 lı yılların Sarayköyün’e aittir. Fotoğraf Karelerinde bir sünnet düğünden ( Tahsildar Yusuf Efendi Torunları ) ve Hasır Pazarından değişik kesitler sunulmaktadır. Yılı tam olarak bilinmese de, 1940’ lı yıllar olduğu bilinmektedir. O günlerin anılarına katkı sağlamak adına sunulmuştur.
Bu fotoğraf karelerine ulaşabilen değişik kuşaktan Sarayköylülerden bazıları kendisini, bazıları anne ve babasını, bazıları büyük baba ya da büyük annesini ya da başka biliyor ya da tanıyor olduğu akrabasını görmüş olacaktır. Aramızdan ayrılanlara tanrıdan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve kaliteli bir yaşam dilerim.
Bu fotoğraf kareleri, o güzel günler ve yıllardan nostaljik bir anımsamaya katkı sağlıyorsa ne mutlu bana.
Sağlık ve esenlik dileklerimle.